DOLAR

8,6580$%1.42

EURO

10,1795%0.81

GRAM ALTIN

487,65%1,55

ÇEYREK ALTIN

7.756,29%1,26

TAM ALTIN

7.756,29%0,82

ONS

1.754,61%0,10

BİTCOİN

417169฿%1.85636

İmsak Vakti a 04:59
Çankırı AÇIK 21°
  • Adana
  • Adıyaman
  • Afyonkarahisar
  • Ağrı
  • Amasya
  • Ankara
  • Antalya
  • Artvin
  • Aydın
  • Balıkesir
  • Bilecik
  • Bingöl
  • Bitlis
  • Bolu
  • Burdur
  • Bursa
  • Çanakkale
  • Çankırı
  • Çorum
  • Denizli
  • Diyarbakır
  • Edirne
  • Elazığ
  • Erzincan
  • Erzurum
  • Eskişehir
  • Gaziantep
  • Giresun
  • Gümüşhane
  • Hakkâri
  • Hatay
  • Isparta
  • Mersin
  • istanbul
  • izmir
  • Kars
  • Kastamonu
  • Kayseri
  • Kırklareli
  • Kırşehir
  • Kocaeli
  • Konya
  • Kütahya
  • Malatya
  • Manisa
  • Kahramanmaraş
  • Mardin
  • Muğla
  • Muş
  • Nevşehir
  • Niğde
  • Ordu
  • Rize
  • Sakarya
  • Samsun
  • Siirt
  • Sinop
  • Sivas
  • Tekirdağ
  • Tokat
  • Trabzon
  • Tunceli
  • Şanlıurfa
  • Uşak
  • Van
  • Yozgat
  • Zonguldak
  • Aksaray
  • Bayburt
  • Karaman
  • Kırıkkale
  • Batman
  • Şırnak
  • Bartın
  • Ardahan
  • Iğdır
  • Yalova
  • Karabük
  • Kilis
  • Osmaniye
  • Düzce
a

Türkiye’nin iki önemli meselesi

1

BEĞENDİM

ABONE OL

Türkiye’nin iki önemli meselesi

“El yakan market fiyatları ve ev kiraları”


Devletimiz şu pandemi döneminde elinden geleni yapmaya çalışırken, bütün katmanlardaki, farklı iş sektöründeki insanlarımızda üzerlerine düşen vazifeleri yapmaya çalıştılar.
 
Dünyada olduğu gibi şu pandemi döneminde Türkiye’de zor günlerden geçiyoruz. İnsanımız uzun zamandır evine kapandı, işsizlik maddi manevi sıkıntılar yaşandı. Aileler, evlatlar, akrabalar birbirlerine, hasret kaldılar. Buda  ürkek, korku dolu psikolojik, trampalar yaşamamıza neden oldu. Böyle bir zamanda insanımız, gençlerimiz dar odalarda soğuk telefon tuşlarında sosyal medyadan beslendi. Böyle bir dönemden çıkmak hepimiz için hiçte kolay değil, zamana ihtiyacımız var. Millet olarak elbirligiyle sırt sırta vererek “çıkarsız, art niyetsiz” bu dönemi artlatmaya çalışmalıyız. Yoksa kaybeden hepimiz oluruz..
 
Şu geçtiğimiz günlerde üretimde, sosyal hayatta, dolar, euroda çok ciddi indi çıktılar yaşanmıyor. Bilakis veriler Türkiyenin hızla büyüdüğünü göstermektedir. Fakat! anlamadığım nokta  kritik dönemlerde en çok kazanan bu marketler, “birçok işyeri kapalı dururken,” bu marketler cirolarına ciro kattıkları halde hiç doymak bilmediler.. 
 
İşim ve gelirim deki sınır sebebiyle, çarşı pazar ve bütün marketleri gezen ve fiyatları yakinen takip eden birisiyim.. Hanımla zaman zaman tartıştığımızda oluyor! Bu ani fiyat artışları canımızı çok yakıyor dedikçe, “Bende hükümet bunların üzerine gidiyor, gerekli tedbirler alınıyor,” “dememden,” oda bıktı, bende bıktım…

Evimin yanı başında altı farklı büyüklükte kolları olan marketler var. İnanın mahalle bakkalı bunların yanında daha ucuz diyebilirim.. Her markete gidişimde aniden artan fiyatlar ve gramaj düşüklüğü karşısında şaşkınlığım bir kat daha artıyor.
Peki ne yapılabilir?

 
-Bu işler ceza kesmekle olmuyor, onlar bunun acısını yaptıkları zamlarla telafi ediyorlar. O ilçedeki veya bölgedeki marketlerin kapatılması, anlaşmalarının fes edilmesi, agır cezaların verilmesi, sicillerine işlenerek yapılan takip sonucu başka iş sahalarında bu yaptırımın karşılarına çıkmasıyla önlenebilir diye düşünüyorum.
 
-İkincisi, bu işlerin takibini ticaret bakanlığı değil, bizzat maliye tarafından yapmalı, sıcağıyla cezalar yerinde ve acil uygulanmalıdır.
 
-Üçüncüsü, Tüketici hakları uzun bir süreç ve herkesin ulaşabileceği bir kurum olmadığı için, acil işlemlerin yapılacağı kolay bir yol haritası oluşturulmalıdır.

 
-Dördüncüsü, Üreticiden, Tarladan ve fabrikadan itibaren marketlere gelene kadar, bu malların serüvenleri ciddi takip edilmeli, ta ilk baştan itibaren fabrika ve üretimde dönen dolapların da takibi ve tedbiri önü kesilerek alınmalıdır.

“Bunlara vaktinde dur demezsek vay halimize…”
Cumhurbaşkanımız evleniniz ve ve üç çocuk yapın diyor,, amaaa nerede evlenecek para, ve asgari ücretlerle kiralık evlere güç yetmiyor..Ev kiralarına asgari ücretli ve emekli vatandaşların yetişmesi mümkün değildir. Bugün en ücra yerlerde bile 2000 TL den aşağı kiralık ev bulmak mümkün değildir.

 
“Daire fiyatları ikiye, üçe katlanmış, kiralar ise can yakmaya devam ediyor.”
Evet tuzu kuru bir kesim var, hatta bu dönemde mal varlıklarını ikiye katladılar. Şimdilerde medyada, sokaklarda “AÇIZ” diye bağıran inanın bu kesimler.
 
Hakiki manada sıkıntı yaşayan insanlarımız sessiz sedasız, haline şükret mektedir. Fakat onların da bir patlama dönemi olacaktır. Geçmişte biz bunları Demirel’li ve Ecevit’li dönemlerde yaşadık. Gecelik faizlerle paralarını, mallarını beşe ona katlayanların yanında, emekli kuyruğunda ölenler, kuyruklarda ömür tüketenler vardı. Evet bugün bunlar yok, yolun başında ciddi tedbirler alınmazsa sonu daha vahim olacaktır. 
 

Çıkan anketler, bir takım ciddi araştırmalar, bütün bu sorunların ancak üstesinden Cumhurbaşkanımızın gelebileceğini ortaya koymaktadır. “Denize düşen yılana sarılırmış.” Korkarım bu konularda Ak parti  tedbir alıp bu olayların üzerine gitmezse sonuç vahim olur, bunca kazanılmış emekler heder edilmiş olur. 

 
Daire zamları ve kiralar konusu nasıl aşılabilir, siz kıymetli okur yorumları önemli. Buyrun fikirlerinizi alalım..
 
Not; Bu takip yalnızca marketler için değil tüm iş kolları ve sektörler için geçerlidir.
 
Ahmet Ali Canbaz 11/09/2021
Devamını Oku

ÇEKİN ELLERİNİZİ İNANÇLARIMIZDAN

1

BEĞENDİM

ABONE OL

ÇEKİN ELLERİNİZİ İNANÇLARIMIZDAN

Geçen gün konuştuğum bir arkadaşım Ahmet bey; biz tam bir Türkiye’yi temsil eden mozaiğiz demişti. Bende merakımı gidermek için hele bir anlat nasıl dedim? Benim beş erkek  evladım var, biri Romanya’dan, biri laz kızı, biri Kürt kızıyla, biri de alevi bir kızımızla evli. Altı torun sahibiyim, içlerinde açık – kapalı farklı fikir ve düşüncelere mensup çok iyi anlaşan torunlarım var. Çocuklarımın tamamına dini eğitim vermeye özen gösterdim. Hepside vatan, millet, din, bayrak sevdalısı insanlardır demişti..

Niçin anlattım bunu?  Bizim inançlarımızda, örf, adetlerimizde olmamasına rağmen çıkyor birtanesi  bir cenaze merasiminde, Cihat Tamer, “Din bağımlısı hükümetlere rağmen 70 senedir inadına tiyatro yapıyoruz. Ferhan da inadına tiyatro yaptı. Ferhan başka bir insandı yazdıklarıyla çizdikleriyle. Şimdi o Rasim’ine kavuştu. Münir Ağabeyine, Erol Ağabeyine kavuştu. Hep birlikte orada bir meyhanede kafayı çekiyorlardır. Unutulmayacaksın Ferhan.”

لَكُمْ دِينُكُمْ وَلِيَ دِينِ “Senin dinin sana, benim dinim banadır.” Bizim zorla kelimeye şahadet getirtecek halimizde yok, yetkimiz de yok. Şu unutulmasın bu topraklar asırlardır islam beldesidir. Bu toprakların üzerinde yaşayanlar islam dini çatısı altında toplanarak, savaş vererek o günlerden bu günlere gelmişlerdir. Bütün dönemlerde bütün kurum ve kuruluşlarımız Besmele ve dua ile açılmıştır. İlk Türkiye büyük meclisi Atatürk ve o dönemin insanlarıyla dualar eşliğinde açılmıştır.

Zaten bu… sanatçı takımı ve bir takım din takıntısı olan zevatlar 80-90 yıldır tiyatro ve film ve başka mecralarda şerlerini kusa kusa milletimizi Yüce dinimiz İSLAM’dan bir türlü uzaklaştıramadılar. Bugün dünya sinemalarında kilise, havra, papazlar en ön saflarda yer alırken, bizde tam tersi ağzı bozuk, kirli paslı imam rolleriyle, dinimiz din adamları ve dini ritüellerimiz hep küçümsenmiştir.

Hacı yı. ! Hocayı , boş ver. Türkiye Cumhuriyeti Devleti nde yaşayan insanların. ( % 95 i ) müslüman ,, sen bu kadar insanın. İnancıyla diniyle alay edemezsin , kimse kusura bakmasın. bizde seni  daha ağır eleştiririz. Fakat,,, Büyüklerimizden aldığımız terbiye buna müsaade etmez,,, Bu milletin gelirinden sonuna kadar faydalanır kaymagını yersiniz, sonrada bu milletin inançlarına hakaret edersiniz. Ne yazık ki bizde bu hakaretleri para vererek gülerek seyrediyoruz. Artist olursunuz, tiyatrocu olursunuz, ressam olursunuz, heykeltraş okursuz her ne olursanız olun, amaaa bu halinizle gerçek manada sanatçı olamazsınız. Dünyada ses getiren ülkenin önünü açan örneklik teşkil eden kaç eseriniz var?

Bizim yukarıda verdiğim misalde olduğu gibi bütün din, dil, mezhep ve ırk larla hiçbir sorunumuz yoktur. Dinimiz  Kuran, sünnet, fıkıh, icma ile sabittir. Bu insanlar icraatlarıyla, meslekleriyle, yaptıkları işleriyle ve gençlere örnek projelerle ortaya çıksın öyle boy göstersinler. Yeter artık yakamızdan düşsünler bu zevatlar. Ezan, Sela, Namaz tanımıyorlarsa Kendileri nasıl istiyorlarsa öyle yaşasınlar. İster kafa çeksinler, ister ışıklar altında uyusunlar. Hangi inanç üzerine yaşamak, gömülmek istiyorlarsa öyle vasiyet etsinler, bu ülkede bizimle yaşamak istemiyorlarsa da kendileri bilir..

“Yorulduk yeter artık, ellerinizi inançlarımızın üzerinden çekin..”

Ahmet Ali Canbaz 07/09/2021

Devamını Oku

BİTKİLERİN DİLİNDEN 

1

BEĞENDİM

ABONE OL
BİTKİLERİN DİLİNDEN 
 

Çankırı’da genellikle İç Anadolu ya özgü iklim etkisi görünmektedir. Merkez, Ilgaz ve Yapraklı ilçelerinde kışlar serin, yazlar ılık geçerken, “Çerkeş, Orta ilçelerinde” kışlar soğuk, yazlar ise serin geçmektedir.

Acizane ben Orta kazası kanlıca ‘da yaşadığım için, daha çok yakın köylerimizde gördüğüm bitkilere değinmek istedim. Bu işin uzmanları bölgede ciddi araştırmalar yaparak, bitki örtüsüyle alakalı bir “BİTKİ HARİTASI” çıkartırlar ümidindeyim.

Bitkilerin dilinden azda olsa anlayan birisi olarak, bu yaz yaylalarda topladığım birkaç adaçayı ve kekik ten yapılmış bitki çayını içince etkisini ve tazeliğini yaşayıp bu toprakların değerlerini siz dostlarımla paylaşma gereği duydum.

Bizim bu bâkir topraklarımız dağı, taşı, yaylası, ovasıyla, egzoz gazı girmemiş, ayak basılmamış, dokusu bozulmamış kendine özgü toprak yapısı ve dünyanın en temiz nemsiz havasıyla ve kendine has bitkileriyle meşhurdur.

Bizim buralarda Sığır kuyruğu, deve dikeni, papatya, dağ kekiği, adaçayı, Karahindiba, sarı kantaron, kuzu kulağı, çoban çırağı, sütleğen, ayrık otu, hatmi çiçeği, karabaş otu, ökse otu, yonca, çoban çantası, ebegümeci, nane, ısırgan, pıtrak, kalkan, mantar çeşitleri, yaban nohutu, mürdümük, burçak, yulaf, fiğ, Pelit ağacı, kuşburnu, alıç, kavak ağacı çam ağacı, ardıç, ahlat, döngel, karamuk, Akasya, ıhlamur, erik, elma ve söğüt gibi, daha pek çok bitki ve ağaç türleri yetişmektedir.

Bitkiler bugün dünyada ve ülkemizde ilaç yapımında, alternatif tıpta, gastronomi, yemek, tatlılar ve pek çok alanda kullanılmaktadır.

İşin erbapları tarafından ciddi çalışmalar yapılır, halk bu konuda bilinçlendirilip  bu bitkiler zamanında, usulüne uygun ve bilinçli olarak toplanırsa, hem ülke ekonomisine ve pek çok aile bütçesinede katkı sağlanmış olur.

Allah (CC) her hastalık için bitkileri yaratmıştır. Bitkileri bilinçli olarak zamanında ve yerinde kullanırsak onlardan güzel sonuçlar elde etmiş oluruz. Unutmayalım ki, bitkilerde bilinçsiz kullanılırsa veya uyuşmayan bitkiler arasında yan etkiler meydana gelebilir. Bitkileri, kafamıza göre gelişi güzel değil, bu işin erbabı kişilerin tavsiyeleri ve doktor gözetiminde kullanırsak, çok güzel sonuçlar elde edebiliriz.

Bitkilerin her yerlerinden istifade edebiliriz. KÖKÜ, YAPRAĞI, DALLARI, ÇİÇEKLERİ, kullanılabilir. Bunlar kaynatma, demleme, losyon, damla, şurup, yastık vs gibi hazırlanılarak çok yönlü olarak kullanılır.

Bu işler için evimizde bitki kürlerinden oluşan mini bir dolabımız bulunmalıdır. Öncelikle işe kan temizleyici bitkilerden başlamalıyız. Örneğin ısırgan otu, papatya, ayı sarımsağı, sinir otu, karahindiba, çıban otu gibi. (Zencefil de hemen hemen her hastalıkta veya önleyici bitki olarak kullanabiliriz.) Böylece vücut dengemizi bozan, yan etkisi olan ilaçları almaktan da kurtulmuş oluruz.

Birkaç bitkinin faydalarını da sizinle paylaşmak isterim. Bitkileri mümkün oldukça tek olarak içmekte fayda vardır. Karışım yapılan bitkiler mümkünse üç bitkiyi geçmemelidir. Birde birbiriyle uyumlu bitkiler kullanılmalı, Zakkum, ökse otu meyveleri gibi bitkiler zehirlidir, asla kullanılmamalı mutlaka Doktor tavsiyesine uyulmalıdır. Hamileler her türlü bitki kullanmaktan uzak durmalıdır.

Gelin “ADAÇAYINI” birlikte inceleyelim;

Adaçayı içildiğinde bedeni güçlendirir, kalp krizi tehlikesini, felçi önleyici özelliği vardır. Gece ve aşırı terlemelerde, lavanta çiçeği gibi, faydalı olabilecek bitkidir. Hastalık sonrası güçsüzlüğe karşı faydalıdır.


Kanı temizler, karaciğere dosttur.

Kramplarda, omurilik rahatsızlıklarında, beze hastalıklarında ve organ titrekliklerinde büyük bir başarıyla kullanıyorlar. Yukarda belirtilen hastalıklarda, günde 2 su bardağı çay yudumlanarak içilmelidir. Adaçayı, hasta karaciğeri de çok olumlu etkiler, bununla ilgili tüm rahatsızlıkları giderir ve gazları yok eder. Kan temizleyici etkisi vardır. Solunum organlarını ve mideyi balgamdan temizler, iştah açıcıdır. Mideyi ve bağırsakları rahatlatır, gazların dışkılanmasını sağlar. Kramp çözücü etkisi sayesinde, ishalde çok rahatlatıcıdır. Böcek sokmalarında, sokulan bölgeye adaçayı yaprağının tozu uygulanır. Adaçayı, dıştan uygulandığında, yaprağın tozu uygulanır.
Bademcik iltihaplarına ve ülsere yardımcı;


Adaçayı dıştan uygulandığında (Çalkalama ve Gargara), bademcik iltihabı, boğaz hastalıkları, diş iltihaplanmaları, yutak ve ağız boşluğu iltihaplanmalarında veya ülserlerinde özellikle önerilir. Eğer zamanında adaçayı kullanılmış olsaydı, pek çok çocukta ve yetişkinde bademcik ameliyatına gerek kalmayabilirdi. Bedenimizin polisleri olarak, zehirli maddeleri yakalayan ve zararsız hale getiren bademcikler alındığında, ağızdan giren zararlı maddeler doğruca böbreklere ulaşırlar. Adaçayı, sallanan dişlere, diş eti çekilmesine ve kanamasına karşı da (Çalkalama ve Gargara) başarıyla kullanılabilir veya bitki çayına batırılan pamuk hasta bölgelere uygulanır. Ayrıca dıştan kullanımda da, gargara ve çalkalamaların yanı sıra yara kompresi olarak da kullanılabilir. Sinirli ve yorgun olan kişiler ve döl yatağı (rahim) hastalığı çeken kadınlar arada sırada adaçayı oturma banyoları almalıdırlar. Zayıf ve güçsüz çocuklara balla tatlandırılarak içirilir. Bu çay, tahriş kaynaklı öksürüklerde de başarılıdır. Şifalı bitki olarak kullanılmasının yanı sıra, adaçayının çok değerli bir baharat olduğunu ve böylece mutfaklara girdiğini de unutmamak gerekir.
Kullanış şekilleri


Çay hazırlamak : Yarım veya bir tatlı kaşığı dolusu ince kıyılmış kuru yaprak, bir su bardağı dolusu kaynar suyla haşlanır ve üstü kapalı olarak 10 dakika demlendikten sonra süzülür. Günde 2-3 bardak içilir. Taze bitki kullanılması durumunda 4-5 dakika demleme süresi yeterlidir.

Çalkalama/Gargara: 2-3 tatlı kaşığı kurutulmuş ve ince kıyılmış yaprak, 2 bardak soğuk suya eklenir ve ateşe konur. kaynamaya başlayınca ocaktan indirilir ve üstü kapalı olarak 15 dakika demlendikten sonra süzülür. Günde pek çok kere 5-10 dakika süreli gargaralar yapılır.

Tentür Kullanımı : Günde 3 kere, 15-20 damla kadar D2 inceltisindeki tentür, yarım kahve fincanı suya eklenerek alınır. Çay olarak kullanılabildiği her yerde tentür de kullanılabilir.

Karışımlar: Gargaralarda ve çalkalamalarda kekikle, sindirim sorunlarında ise Mayıs papatyası ile eşit oranda karıştırılır.

Adaçayı Sirkesi : Geniş ağızlı bir şişe, çayır adaçayı çiçeği ile doldurulur, çiçeklerin üstüne çıkacak kadar doğal üzüm sirkesi eklenir ve şişe 14 gün güneşte veya sıcak bir ortamda, arada bir çalkalanarak bekletilir ve süzülür.

Oturma banyosu : İki avuç dolusu yaprak soğuk suda gece boyunca bekletilir. Ertesi gün kaynama derecesine kadar ısıtılır, 5-6 dakika demlendikten sonra süzülür ve banyo suyuna eklenir.

Bu uyarılara dikkat! 
Adaçayının aşırı kullanımında kan basıncı (tansiyon) yükselebilir. Dölyatağı (Rahim) kaslarını uyardığı için, gebelik sürecinde kullanılmaz. Annelerin süt üretimini durdurur. Önerilen dozajlara uyulduğunda, bilinen başka bir yan etkisi yoktur.
 
Velhasıl; Kıymetli okurlarımız bölgelerindeki bitkilerden ve faydalarından yorumlarda bahsederlerse memnun olurum.
 
Ahmet Ali Canbaz 04/09/2021
Devamını Oku

28 ŞUBAT 1997 POSTMODERN DARBESİ

1

BEĞENDİM

ABONE OL

 

28 ŞUBAT 1997 POSTMODERN DARBESİ

28 Şubat “postmodern” darbesinin kudretli paşaları, mahkemeler çok uzun yıllar sürse de, nihayet gerekli cezaları almış, hayatta olanlar tek tek içeriye buyur edilmektedirler.

 
FAKAT! Bazı mahfiller ve köşe yazarları feryat etmektedirler. Neymiş? Bu paşalar çok yaşlı, hastalar ve mamayla besleniyorlar, Ayakkabı ip bağcıklarını bile bağlanmakta zorluk çekiyorlarmış. Cumhurbaşkanı bunları affetsin diye baskılar yapılmakta.

Geçin bunları! O makam ve mevkilerin hakkını verdiler mi? PKK yımı bitirdiler? Ülkeye çağ mı atlattılar? Ayakkabı bağcıklarını bile benim erime askerime bağlattı bunlar,, hatta kendilerinin, eşleri ve çocuklarının altında özel araçlar, yazlıklar, bedava mekanlar içerisinde, bir elleri yağda bir elleri balda yaşadılar. Birazda onların yerine saysınlar..
28 Şubatın bin yıl süreceği söylenen “post modern” darbenin koyduğu kuralların ve ihtişamlı duruş sergileyen aktörlerinin, bir- bir yıkıldığına şahit oluyoruz. O zamanlar bu oyunun içerisinde yer alan bir takım yazar, çizer ve başrol oyuncularının da günah çıkarmakla meşgul oldukları malum.Bu girişimler yalnızca, o zamanlar bir hükümeti düşürmek için tasarlanmış bir darbe değil, aynı zamanda bir “milleti tökezleten” anti demokratik bir girişimin de adıdır.

28 Şubat darbesi! Milletimizin mukaddes olarak inandığı, bildiği ne varsa hepsine saldırmıştır. Din ve İslam’ın manevi yapısıyla bağdaşmayan bir şekilde dizayn edilen, sözüm ona tarikat şeyhleri ve müritleri icat edildi. O da yetmezmiş gibi, şimdilerde basından takip ettiğimiz kadarıyla konfor içerisinde yaşayan , “Fadime şahin” sahneye sürüldü. Bu sayede milletin manevi hassasiyetleriyle oynandı.

Halkın değerlerinden uzak ilahiyatçılar her akşam ekranlarda, Kur’an ve sünnetin dışında ahkâmlar kesmeye başladılar.(Gerçek din budur yaftası altında)

Üniversitelere, televizyon ve bazı gazetecilere baskılar yapıldı , “Bazısı gönüllü katıldı”. İmam hatiplerin ve meslek liselerinin önü kesildi. Başı kapalı genç kızların ikna odalarında, sözde çağdaşlaştırma adı altında psikolojileri bozularak eğitimleri engellendi.

Bir yazarımızın dediği gibi, “28 Şubat bir yönüyle bir terör hareketidir”. Kışlaya giremeyen şehit anaları, yeşil sermaye diye içeri alınmayan firmalar, inancından dolayı fişlenen subay, astsubay ve öğretim görevlileri, bu nedenle işlerinden olan sayısı meçhul yığınlar.

Tüisat, bazı sivil kuruluşlar, basın patronları, Yargı mensupları bu yanlış ve yanlı gidişata dur diyecekleri yerde destek vermişler, hatta askerlerin verdiği “Brifing’lerde en önde saf tutmuşlardır.” Pastadan pay alma yarışından, yandaş sermayeler karlı çıkarken, ”yeşil sermaye” kapı dışarı edilmiş, bu sayede ekonomi büyük zarara uğratılmıştır. Bugün hala o günlerin maddi – manevi sıkıntıları çekilmektedir.

“Dün dündür bugün bu gündür” diyen, dönemin cumhurbaşkanı Demirel’de darbeleri yaşamış birisi olarak, demokrasinin yanında yer alması gerekirken, darbecilere büyük destek verenlerden olmuştur.

Bu “post modern” darbenin arkasında hiç şüphe yoktur ki, ABD ve İsrail de vardı. O dönemin Genelkurmay Başkanı Karadayı ve Çevikbir’in İsrail’e 28 Şubat öncesi yaptıkları ziyaretler de dikkatlerden kaçmamıştı. Hatta cesur beyinler tartışıp, bulguları okurlarıyla paylaşmışlardı.

28 Şubat’ın izleri nihayet yavaş – yavaş silinmeye başlamıştır. Türban yasağı, katsayı adaletsizliği, askeri YAŞ mağdurları, fişleme ve fişlemeler, batı çalışma grubu gibi yanlışlar bir bir kaldırılarak yaralar sarılmaya başlanmıştır.

Ülkeyi 2001 krizine sürüklemiş olan ve hala hayatta olan, sorumluların da bir an evvel yargılanması, adalet önünde hesap vermeleri sağlanmalıdır.

28 Şubat darbesi, 28 Şubat 1997’de olağanüstü toplanan MGK’nın Necmettin Erbakan’ın başbakan olduğu hükümete yönelik aldığı ve yaptırımı için dayattığı kararlara verilen isimdir. Özellikle İslami kesimin zarar gördüğü bu darbeyi, FETÖ haklı bulmuş ve savunmuştur.15 temmuz darbesinin temelleri de ta o tarihte, FETÖ ile 28 şubat destekçileri tarafından atılmıştır.

Her kim olursa olsun, Yaşı başı ne olursa olsun, Devletine, milletine komplo kuran, darbeye yeltenen, devletin malını  peşkeş çeken, demokratik ortamlarda yargılanıp cezalarını çekmelidirler.

Bugün de darbe sevici, terör localarıyla birlikte hareket eden, o günleri arzulayan, sokak ve üniversiteleri sokağa dökmek isteyen hevesliler bulunmaktadır. Bu Necip millet yine aynı oyunlara “canı pahasına” fırsat vermeyecektir.

Yepyeni ufuklara doğru yol alacağımız darbesiz günlerde buluşmak üzere inşallah..

Ahmet Ali Canbaz 21/08/2021

Devamını Oku

KÖYÜM KANLICA’DA YAYLA GÖÇÜ

KÖYÜM KANLICA’DA YAYLA GÖÇÜ
1

BEĞENDİM

ABONE OL
1970 – 1985 yıllarında Köyüm Çankırı Orta Kanlıca da Hayvancılık ve çiftçilikle uğraşan halkımızın, yayla göçünü ve yayla hayatını günümüze taşıyarak nostalji yapmak istedim.
Her yıl Mayıs ayının ortalarında az veya çok malları olan köylüler yaylaya çıkar, yaylalarda 40 en fazla 50 gün kalırlar dı.
Yaylaya çıkma zamanı insanlar bayrama hazırlanır gibi hazırlanır, yaylada kalacakları süre için bir ön hazırlık yaparlardı.. Davar, keçi, Sığır, Mandalar son iki gün köyde üst üste sağılır, sonra çobanların eşliğinde yayla yoluna koyulurlardı..
Su matarası belinde, asası elinde, sırt çantasında (*)keşi, köy çöreği ve azığı olan çobanlar, köpekleri ve eşeğiyle yollara düşerlerdi. Bazı çobanlarında kavalı elinde, hiç bir musiki dersi almamış çobanların kavalı ndan çıkan sese, hayvanlar hayran olur, onun nameleri altında yayla yollarına düşerlerdi.
Bu hayvanlar ve çobanlar arasında güçlü bir bağ oluşur, birbirlerini anlar söz dinlerler. Çoban eşliğinde hayvanlar yaylım yaparak, Kanlıca, Bokluca tepesi eteklerinden, Salur ve Kalfat meralarına zarar vermeden, mağaralardaki otlak alanları üzerinden, kendi sınırları içerisinde yürüyerek yaylaya varırlardı… .
İnsanlar ve eşyalar çok önceki zamanlarda at, manda, öküz arabalarıyla  taşınırmış. Benim çocukluğumda eşek üzerinde gidip gelen insanlar, tek tük at arabası ve daha çok Traktörler bu işleri yapar olmuştu.
Yaylalarda bugün olduğu gibi o zamanlarda da ciddi içme suyu sıkıntısı vardı. Yaylada kalanlar, geçenin üçünde çörten de ve kuzu pınarda su kuyruğuna girer, eşek sırtında, ellerinde (*)helke, kova veya plastik bidonlarla ihtiyaçları olan suları taşırlardı.
Koyunlar gece saat 04:00 de sağılmadan, 06:00 da büyük baş hayvanlar sağılarak, otlanmaları için çobanların eşliğinde meralara salınır dı.
Koyunlar sabah saat 10:00 gibi yayla önüne gelir, herkes kendi koyunlarını sağar, sonra kuzuların emmesi için bırakırdı. Koyun ve kuzuların buluşması görülmeye değer bir olaydır.
İkindi vaktinde gençler tarafından koyun ve kuzular birbirinden ayrılır, buda insanlara ayrı bir güzellik ve heyecan yaşatırdı.
Akşam hava kararmaya başlayınca koyun ve sığırlar evlerinin yolunu bulduktan sonra, bunu fırsat bilen gençler kapı önlerinde, meydanlarda toplanır, Porsuk denilen bir bitki yakılır ve elde sallanırdı. Hem etraf aydınlanır, hem gençler eğlenmiş olur, hemde yayla havası akşamları sert olduğu için, gençlerin içi sınırdı.
Gece yaylalara köy veya şehirlerden gelen misafirler için, yayla bacalarından (*)debme sallardık. O kişi debmeye bir şeyler koyar şeker, kuruyemiş gibi yukarı çeker yerdik.
Yüksek tepelerden, yığıntaştan, su yollarından, kader çiçeği, susam, adaçayı, kekik, kuşburnu topladık. O mevsimlerde kanlıca mantarıda bol bol olurdu..
Taze peynir, taze süt, kaymak, ayrandan bol bol yenir, kışlık peynirler hazırlanır dı. Yaylaların olmazsa olmazı (*)höşmerim her yayla evinde mutlaka bulunur, ikramlar yapılır dı.
Gençler kız, erkek ayrı olarak kendi aralarında çelik, çomak, tura, ip atlama, saklambaç, birdirbir gibi, daha pek çok yöresel oyunlar oynarlar dı. Ağaçlardan toplanan (*)mazı ve misketlerlerlede oynanan oyunlar meşhurdu. Yayla hayatı genç, ihtiyar, çocuklar herkes için dolu dolu ve hareketli ve heyecanlı geçerdi.
Gençler yayla arkasındaki yığıntaşta toplanır türkü, şarkı, mâni yarışmaları yapar, aşık oldukları kızlar için medhiyeler düzer, kendi aralarında şakalaşırlardı..
Bu günlerde yaylamızda hayvancılıkla uğraşan 11 aile gördüm. Onlarında “elektriksizlik, susuzluk ve yol’suzluk” gibi daha pek çok sorunlarına şahit oldum.
Aslında yayla hayatı ölmemeli, Toprak diri ve canlı tutularak ağaçlar dikilmeli, su ve elektrik ihtiyacı karşılanmak suretiyle oralardaki dede yadigarı yerler, gelecek nesillere yok edilmeden aktarılmalıdır..
(*)Keş; Süzme yoğurdun kurulmasıyla elde edilen bir peynirdir.
(*)Helke; Bakırdan yapılmış su taşımakta kullanılan bir kap.
(*)Debme; Bakırdan yapılmış ağzı kapalı sıvı yemek taşıma kabı..
(*)Höşmerim; Yöresel yağ, irmik ve sütten yapılan bir tatlı çeşiti..
(*)Mazı; Mazı ağacında yetişen misket büyüklüğünde veya daha büyük ağacın yenmeyen odunsu meyvesi..
 
Bu araştırma da emeği geçen; “İsa Böcek ve Recep Özdemir” kardeşlerime teşekkürler ederim..
 
Ahmet Ali Canbaz 12/08/2021
Devamını Oku

Deneyimlerinizi kişiselleştirmek amacıyla KVKK ve GDPR uyarınca kullanılan çerezler bakımından kişisel tercihlerinizi Çerez Onay Aracından yönetebilir, daha fazla bilgi için Veri ve Çerez Politikasını ziyaret edebilirsiniz. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul edersiniz.Veri ve Çerez Politikası için tıklayınız.