DOLAR

8,5355$%0.7

EURO

10,1202%0.76

GRAM ALTIN

497,42%0,71

ÇEYREK ALTIN

7.884,50%0,61

TAM ALTIN

7.884,50%0,00

ONS

1.811,21%-0,03

BİTCOİN

331696฿%3.55225

Öğle Vakti a 13:00
Çankırı AÇIK 25°
  • Adana
  • Adıyaman
  • Afyonkarahisar
  • Ağrı
  • Amasya
  • Ankara
  • Antalya
  • Artvin
  • Aydın
  • Balıkesir
  • Bilecik
  • Bingöl
  • Bitlis
  • Bolu
  • Burdur
  • Bursa
  • Çanakkale
  • Çankırı
  • Çorum
  • Denizli
  • Diyarbakır
  • Edirne
  • Elazığ
  • Erzincan
  • Erzurum
  • Eskişehir
  • Gaziantep
  • Giresun
  • Gümüşhane
  • Hakkâri
  • Hatay
  • Isparta
  • Mersin
  • istanbul
  • izmir
  • Kars
  • Kastamonu
  • Kayseri
  • Kırklareli
  • Kırşehir
  • Kocaeli
  • Konya
  • Kütahya
  • Malatya
  • Manisa
  • Kahramanmaraş
  • Mardin
  • Muğla
  • Muş
  • Nevşehir
  • Niğde
  • Ordu
  • Rize
  • Sakarya
  • Samsun
  • Siirt
  • Sinop
  • Sivas
  • Tekirdağ
  • Tokat
  • Trabzon
  • Tunceli
  • Şanlıurfa
  • Uşak
  • Van
  • Yozgat
  • Zonguldak
  • Aksaray
  • Bayburt
  • Karaman
  • Kırıkkale
  • Batman
  • Şırnak
  • Bartın
  • Ardahan
  • Iğdır
  • Yalova
  • Karabük
  • Kilis
  • Osmaniye
  • Düzce
a
Abdulkadir ERKAHRAMAN

Abdulkadir ERKAHRAMAN

18 Haziran 2020 Perşembe

ÇİN İÇİNDEN KAYNIYOR , HİNDİSTAN SOĞUTACAK MI BU SEFER ?

ÇİN İÇİNDEN KAYNIYOR , HİNDİSTAN SOĞUTACAK MI BU SEFER ?
1

BEĞENDİM

ABONE OL

Dünyanın en kalabalık nüfuslarını barındıran Asya’nın nükleer gücü Çin ile Hindistan arasında Himalayalar’daki sınırda yaşanan çatışmaları hafife almayın.

Hindistan’ın Ladakh eyaleti ve Tibet sınırlarında olan stratejik Galwan Vadisi’ndeki son çatışmada yirmi Hint askeri öldü. Bazı kaynaklar, kırk iki Çin askerinin de öldüğünü iddia ediyor. İki ülke arasındaki üç bin beş yüz kilometrelik sınırda 1975 yılından bu yana çatışma olmamış, kimse ölmemişti.

Çin’in yükselişi, Hindistan’ın dengeleyici rolü Peki neden şimdi?

Sorunu sadece sınır anlaşmazlığı olarak algılarsak üzerinde durmaya değmez. Masalar kurulur. Tansiyon düşürülür. Çünkü sınır çatışmaları her zaman olur.

Ama Çin’in yükselişini, küresel hegemon olma arzularını, Hindistan’ın “Batı yanlısı” olarak dengeleyici güç olarak öne çıkarılmasını, iki ülkenin dünyanın en kalabalık ülkeler olmasını, ağırlık merkezi olma niteliklerini, bir sınır çatışması ile provoke olacak ülkeler olmayacaklarını bilirsek, başka türlü düşünmemiz gerekir.

Bölge, bir bölümü Pakistan, bir bölümü Hindistan arasında kalmış Keşmir’le de alakalı. Keşmir ise Hindistan-Pakistan arasında büyük savaşlara neden olan bir bölge. Son yıllarda Çin ile Pakistan arasında yapılan askeri ortaklıklar ve anlaşmalar, Hindistan ile ABD ve İsrail arasındaki askeri ortaklıklar dikkate alınmalı.

Olayı düşünme biçimimizde bunlar bile daha mikro ölçekli kalıyor.

Dünyanın en ürkütücü jeopolitik savaş kuşağı. Onlarca ülke tehlikede.

Kore’den Avustralya’ya onlarca ülkeyi içine alan, Pasifik’ten Hint Okyanusu’na uzanan bölgede dünyanın en korkutucu jeopolitik kavgası yaşanıyor.

Aslında bu hesaplaşma ABD ve Avrupa ile Çin arasında, yani Batı ile Doğu arasında. Bu hesaplaşma Hindistan ve Pakistan dışında, Güney ve Kuzey Kore, Japonya, Filipinler, Vietnam, Kamboçya, Tayland, Burma, Malezya ve Endonezya’yı içine alıyor.

Bu ülkelerin tamamı, Doğu-Batı arasındaki güç kavgasında, ABD ve Avrupa’nın Çin’i çevreleme planları karşısında, Pasifik/Güneydoğu Asya güç savaşlarında bir pozisyon belirlemek zorunda kalacak. Görünüşe göre üçüncü bir şık olmayacak.

Batı siyasi aklı, Hindistan’ı Çin’e karşı sahaya sürüyor

Hindistan; Asya’da ABD/Batı ittifakının öncü ülkelerinden biri. Japonya, Güney Kore ve Avustralya da Çin’i sınırlayan ülkeler arasında.

Soğu Savaş döneminde ve sonrasında Batı ittifakında yer alan Pakistan ve Endonezya ise, ABD nüfuzundan çıkma arayışında. Asya’daki yeni güç yükselişine yaklaşıyor, onunla askeri ve ekonomik ortaklıklar kuruyorlar.

Batı siyasi aklı, Çin’in karşısında Hindistan’ı sahaya sürüyor. Onu askeri, ekonomik ve teknolojik olarak destekliyor. Böyle bir dönemde Çin’in Hindistan’la çatışmayı büyütmek istemeyeceği açık. Ama Hindistan krizi yükseltecektir. İşin tanımlanış biçimi böyledir.

Güney Asya, Pasifik bölgesi patlayacak..

Atlantik Ekseni, yani ABD ve Avrupa küresel düzeni tek başına yönetme gücünü ebediyyen kaybetti. Yüzyıllardır devam eden tartışmasız imtiyaz artık yok.

Belki son dört yüz yıldır ilk kez Batı’nın hakimiyetine meydan okuyacak, Batı dışı güçler oluştu, oluşuyor. Ama Batı, bunu asla hazmetmedi, etmiyor da. Hesaplaşmayı kendinden uzak coğrafyalara yayıyor.

Bugüne kadar Ortadoğu’da, Afrika’da güç çatışmaları yürütülüyordu. Ama görünen o ki; çatışma Güneydoğu Asya, Pasifik bölgesinde patlayacak ve çok tehlikeli bir hal alacak.

Doğu Türkistan ve Tibet konusu: Çin’i en zayıf yerinden vurmak.

Çin, bir taraftan Indo-China gibi arka bahçesinde ABD nüfuzunu kırmaya çalışırken diğer tarafta Afrika, Latin Amerika, Ortadoğu ve Avrupa içlerinde hesaplaşmayı göze almış görünüyor.

Hindistan-Çin sınır çatışması bu hesaplaşmayı bir üst lige taşıyor şimdi. ABD ve Batı, en güçlü kartını sahaya sürdü. Bugünkü Hindistan yönetimi, Batı’nın bu açığını biliyor, oradan güç devşirmeye çalışıyor.

Ama bunun çok riskli bir hesap olduğu açık. Uzun sürecek bir Çin-Hint krizi Hindistan’ın çöküşüne, Hindistan-Pakistan savaşına neden olabilir. Bunlar olurken Tibet ve Doğu Türkistan meselesi özellikle sahaya sürülecek. Bu da Çin’in en zayıf tarafını oluşturuyor.

Mesaj Kuzey Kore üzerinden verildi..

Hindistan-Çin sınır çatışması ile aynı zamanda Kuzey Kore’nin sınır hattına saldırması, diyalog için kullanılan binayı havaya uçurması, Güney Kore’yi tehdit etmesi asla rastlantı değildi. ABD’ye, Batı ittifakına verilen mesajdı. Hiçbir şekilde iki Kore ile sınırlı bir durum değildi. Tamamen Hindistan-Çin gerilimi ile bağlantılıydı.

Şu an için ABD de Çin de birbirini yokluyor, tartıyor. Ama bu tartma biçimi öncekilere göre çok sert sözler ve yöntemlerle yapılıyor. Bu da bir şeylerin yaklaştığı hissini uyandırıyor.

Rusya’dan sonra Çin’i çevrelemek.İşler tersine döndü. Onlar Batı’yı vuruyor.

Soğuk Savaş sonra erdikten sonra ABD ve Batı ittifakı, Balkanlar Doğu Avrupa ve Orta Asya üzerinden Rusya’yı çevrelemişti. Şimdi aynı şeyi Çin’e karşı yapıyorlar. Pasifik ülkeleri, Hindistan ve Güney Asya ülkeleri üzerinden Çin’i sınırlamaya çalışıyorlar.

Ama Batı’nın eli eskisi kadar güçlü değil. İşler biraz tersine dönmüş gibi. Rusya Doğu Avrupa, Kuzey Denizi, Baltıklar, Ortadoğu ve Akdeniz’de elini güçlendirmeye karşı atağa geçti. Çin ise Afrika, Latin Amerika, Avrupa içi, Güney Asya ülkeleri, Indo-China ülkeleri, Pasifik ve Hint Okyanusu’nda ağır müdahaleler yürütüyor. Batı’nın sütün nüfuz alanlarını vuruyor.

ABD’yi ve Avrupa’yı şehirlerinde vurmak.

Salgın sonrası ABD’deki iç gerilimler, Avrupa’daki çaresizlik görüntüsü, ırkçılık ve sömürgecilik sembollerinin saldırıya uğraması, kitlesel protesto ve toplumsal patlama riskleri, işte bu büyük hesaplaşmadan besleniyor.

Trump; “Terör örgütleri şehirlerimizde” derken, aslında bu örgütleri kimlerin evlerine taşıdığını elbette biliyor olmalı. Onlar Pasifik’te Çin’i sıkıştırırken o da bilinen her yerde, ABD ve Avrupa içinde bile Batı’yı sıkıştırıyor.

İşte bu restleşme boyutu yüzyıllardır ilk kez oluyor. Çünkü güç haritası ilk kez bu kadar yayıldı. Hindistan ABD/Batı adına Çin’e sataşırken Kuzey Kore de ABD ve Batı’ya karşı Günel Kore’yi tehdit ediyor. Her iki blok da Filipinler çevresinde savaşa görebilecek ölçüde birbirini tartıyor.

Bu zıtlaşmayı, yukarıda saydığım bütün bölgelerde görebiliriz.

Yeryüzündeki bütün fay hatları harekete geçecek. Kim çöker, kim yükselir!

Büyük ölçekli bakışları keşfedemezsek, güç haritasındaki değişimin fotoğrafını çekemezsek bir adım sonrasını görmemiz mümkün değildir.

Çin ve Hindistan, dünyanın zirvesindeki çatışmayı “masa kurarak” çözse bile kriz büyüyecektir. Masa değil, güç hesaplaşmaları bize bunu söylüyor. Böyle olunca da ilk etki, Pakistan, Kore, Tibet ve Doğu Türkistan üzerinde olacaktır.

Doğu ile Batı, ABD/Avrupa ile Çin ve Asya küresel güç hesaplaşması daha çok uzun süre devam edecek. Yeryüzündeki bütün fay hatları hareketlenecek. Bu da bir çok ülkeye yıkımlar getirecek ya da yükseliş imkanları sağlayacak.

Devamını Oku

SİZDEN FARKIMIZ BU

SİZDEN FARKIMIZ BU
0

BEĞENDİM

ABONE OL
30 Mayıs 2020 – Cumartesi 18:34
BİZİMLE SİZDEN FARKIMIZ BU ?
Yazar Abdulkadir Erkahraman
semsitebrizi1453@gmail.com
Onlar; İstanbul sokaklarına “Zulüm 1453’te başladı” yazdı.

Biz; Ayasofya “Camii”nde Fetih Suresi’ni okumaya başladık.

Onlar; Türkiye’yi yeniden o dar alana, yüz yıl önceki sömürge haritasına sıkıştırmaya kalkıştılar.

Biz; sınırlarımızın dışına taştık, ötelere ulaştık, coğrafyayı ülke ülke, adım adım dolaşmaya başladık.

Onlar; içeride cepheler, ittifaklar kurdular, örtülü planlar uyguladılar.

Biz; içeride, dışarıda, Anadolu’nun dağlarında, sınırlarımızın sıfır noktasında, coğrafyamızın her köşesinde, denizlerde, çöllerde, kavşaklarda, hafızamızın ve hatıramızın ulaşabildiği her yerde savunma hatları inşa ettik.

Onlar; “Türkiye’yi durdurmaya” çalıştı. Biz; “Selçuklu, Osmanlı, Türkiye” dedik.

Onlar; terörle, darbe ile, iç işgal senaryolarıyla, dışarıdan müdahalelerle, ekonomik ambargolarla, siyasi krizlerle, iç savaş planlarıyla, post-truth söylemlerle, toplumsal hafızayı iğfal etmekle, zihinsel terörle “Türkiye’yi durdurmaya” çalıştılar.

Biz; “Tarih döndü” dedik. “Yeni Yükseliş Çağı başladı” dedik. Selçuklu’yu, Osmanlı’yı, Cumhuriyet’i kaynaştırdık, bugüne çağırdık. Bu zenginlik, birikim, güç üzerinden yeni bir güç inşa etmeye başladık. “Artık Türkiye durdurulamaz” dedik. Bunu içeriye, dışarıya, çevremize, dostumuza, düşmanımıza, bütün dünyaya haykırdık.

Onlar; Akdeniz’de, Libya’da, Ankara’da tuzaklar kurdu, Biz; savunma hatları inşa ettik.

Onlar; Akdeniz’de tuzak kurdular. Karadeniz’de tuzak kurdular. Kızıldeniz’de tuzak kurdular. Libya’da, Suriye’de tuzak kurdular. Avrupa başkentlerinde Ankara’da tuzak kurdular.

Biz; bütün tuzaklarını bozduk. Bütün tuzaklarına direndik. Sağlam durduk. Korkmadık, yılmadık, eğilmedik, diz çökmedik, teslim olmadık. Onların tuzak kurduğu her yere kendi kalemizi, direnç adalarımızı inşa ettik. Onların saldırdığı her yerde, savunmaya değil, taarruza geçtik.

Onlar “biz” olanı hiç sevmedi, ‘Türkiye Ekseni’ne savaş açtı. Biz oraya demir attık, direndik. 

Onlar; “Türkiye Ekseni”ne savaş açtı. Siyaseti, ekonomiyi, terörü, dış müdahaleyi bu amaçla kullandı. Kimi bu ülkenin Meclis’ini bombaladı. Kimi bu aziz milleti bombaladı. Kimi onlarla gizli gizli ittifaklar yaptı, makamlar bekledi.

Yerli olanı, biz olanı, Türkiyeli olanı hiç sevmedi. Anlamsızlaştırmaya, zayıflatmaya, sulandırmaya çalıştı. Bu amaçla herkesle işbirliği yaptı. Herkesle ortaklık kurdu.

Biz; “Türkiye Ekseni”nin yüzyıllar sonra gelen bir nefes olduğunu, bir çıkış olduğunu, bir yükseliş olduğunu, tarihe ve coğrafyaya dönüş olduğunu bildik. Dünyayı okuduk, Türkiye’yi okuduk, ona inandık, güvendik, güç verdik. Türkiye Ekseni’ne demir attık. Bütün mücadeleyi bu eksende yürüttük.

Onlar; Türkiye’ye kurşun sıktı, Biz; “Acımasız Direniş’i yaydık. 

Onlar; Türkiye nereye giderse karşı safta yer aldı. Türkiye’ye kim saldırırsa onlarla ortaklık kurdu. Onların dilini, onların tezini, onların silahını kullandı. Onların yanında durup Türkiye’ye ateş etti.

Biz; kıyasıya, amansız bir hesaplaşma için donandık. Düşman ne kadar güçlü olursa olsun, ne kadar çok olursa olsun, fırtına ne şiddette eserse essin, ayaklarımız sağlam, dizlerimiz titremeden sesimiz kısılmadan “acımasız direniş”i devam ettirdik.

Onlar; Türkiye’yi yalnız bıraktı, saf değiştirdi, yer değiştirdi. Biz; mevzileri hiç terk etmedik..

Onlar; yüz yıl öncenin vesayet geleneğini, damarını, genetiğini yeniden bugünlere taşımak istediler. “Türkiye Ekseni” güçlenir güçlenmez saf değiştirdiler, yer değiştirdiler, kendilerine gösterilen yerlere koştular. Türkiye’yi yalnız bıraktılar.

Biz; bu ülkeye inananlar, bu millete güvenenler, tarih ve coğrafya kimliğine sahip çıkanlar, mevzileri terk etmedik. Terk etmek aklımızdan bile geçmedi. Mücadeleyi içeriden dışarıya, sınırlardan coğrafyaya genişlettik.

Onlar; solcu, liberal, İslâmcıydı. Hepsi toplandı, vesayetçi yapıldı. Biz; sadece Türkiye’ydik.. Sesi ve hızıydık, öfkesiydik. 

Onlar; bir zamanlar solcuydu, sağcıydı, milliyetçiydi, muhafazakârdı, İslâmcıydı, liberaldi. Şimdi bütün bu ayırımlar kalktı. Tek kimlik etrafında toplandılar. Türkiye’ye karşı Avrupa’nın, ABD’nin, Arap rejimlerinin yanında, yüz yıl önceki vesayetçi cephede toplandılar.

Biz; sadece Türkiye’ydik. Dünya bir araya gelse, 1. Dünya Savaşı yeniden yaşansa, Çanakkale yeniden yaşansa biz oyuz, o kalacağız.

Çünkü biz, sesimizi, nefesimizi, hızımızı, sevincimizi ve öfkemizi bu topraklarda biriktirdik. Çünkü biz, Türkiye’yi de, coğrafyayı da, ABD ve Avrupa’yı da, Rusya ve Çin’i de bu topraklardan bakarak görüyoruz.

Onlar; “salgında ne kadar insan ölürse bize iktidar doğar” dediler. 

Onlar; dünyayı kasıp kavuran salgın günlerinde bile, Türkiye’ye vurdu. Sendelesin, tökezlesin, iflas etsin, çaresiz kalsın istedi. Bu zor günlerde yine ülkenin yanında olmadı. Güçlerinin yetmediği yerde moral bozmaya, toplumsal psikolojiyi yaralamaya çalıştı.

“Erdoğan yıpransın, Türkiye’nin ekonomisi çöksün, toplumsal dayanışması kırılsın ve bize iktidar yolu görünsün” dedi. Milletimizin çöküşü, insanımızın ölümü üzerinden hesap yaptılar.

Biz, yani Türkiye, Ayasofya’da Fetih Suresi okuyor şimdi..

Biz; yani Türkiye, yani bu ülkeye inananlar ise, hem onlara hem bütün dünyaya; güçlü bir liderlik, sağlam bir devlet, sabırlı ve dirençli bir millet, müthiş bir dayanışma ve koordinasyon örneği sunduk.

Kendimizi koruduk, dünyanın yardımına koştuk.

Onlar “Türkiye çökecek” diye beklerken dünya yıldızlaşan bir ülkeye tanık oldu.

Tarihi, bugünleri doğru okuyan, doğru yerde duran, Türkiye’yi alkışlamayı bilenler yapacak.

Onlar; “Zulüm 1453’te başladı” diyenlerle aynı safta olsun.

Biz Ayasofya “Camii”nde Fetih Suresi okumaya başladık bile.

Devamını Oku

YENİ DÜNYANIN TÜRKİYEYİ İZLEYEN GÜNLERİ BAŞLADI

YENİ DÜNYANIN TÜRKİYEYİ İZLEYEN GÜNLERİ BAŞLADI
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Bugün, 27 Mayıs 1960 darbesinin 60’ıncı yılı.

Bugün biz de, Cumhurbaşkanımız Tayyip Erdoğan ile birlikte, Adnan Menderes’in 17 Eylül 1961’de idam edildiği yere, Yassıada’ya gidiyoruz.

27 Mayıs’ı bugüne taşımaya çalışanlara inat oradayız.

59 yıl önce işledikleri cinayetleri bugün tekrarlamak isteyenlere karşı oradayız.

60 yıl önce “Türkiye’yi durduran”ların bugün, “üçüncü kez durdurmak” istemesine karşı oradayız.

Bizi tarih yetimi, coğrafya yetimi yapanlara inat..

Büyük Türkiye idealini sabote edip milletimizi Anadolu’ya sıkıştırıp orada aciz, zavallı, mahkûm ve mazlum bir halde tutmak isteyenlere karşı oradayız.

Selçuklu, Osmanlı, Türkiye sürekliliğini devam ettirmek için, tarih ve coğrafya inşa eden siyasi genetiğin güç kazanması için, yüz yıl sonra yeniden dönüşün engellenememesi için oradayız.

Bizi tarih yetimi, coğrafya yetimi bırakanlara, onların içerideki uzantılarına karşı oradayız.

Hiçbir yabancı güçle, bir yabancı hesapla kirlenmemiş vatanınhas evlatları..

Sadece orada değil; Anadolu’nun her karış toprağında, coğrafyanın her köşesinde, mücadelenin her safhasında, kavganın her cephesinde, dayanışmanın en merkezindeyiz.

Aklımızla, hafızamızla, ruhumuzla, gönlümüzle biz buradayız.

Vatanın has evlatlarıyız: Hiçbir yabancı güçle, hiçbir yabancı hesapla, hiçbir Türkiye karşıtı oluşumla kirlenmemiş, kişisel hesaplarını Türkiye’nin üstüne çıkarmamış, yüzyıllardır devam eden şehadet neslinin devamıyız.

Osmanlı, tarihin en büyük Haçlı saldırısıile yıkıldı. Bugün de devam ediyor.

Bizans’tan Haçlılara, yirminci yüzyılın vesayetçilerinden, bunu yeniden inşa etmeye çalışanlara kadar, bütün işgalci hesaplara karşı buradayız.

Osmanlı’nın dağıtılması, tarihin en büyük Haçlı saldırısıdır. Bugün Türkiye’yi durdurma planları da aynı hesabın 21. yüzyıla taşınmasıdır.

İşte biz; bu büyük cepheye, onların içeride oluşturdukları yapılara, bunun coğrafyadaki taraftarlarına karşı İstiklal mücadelesinden çok daha yaygın bir mücadele veriyoruz.

15 Temmuz 2016’da kırmak istedikleri şey bu mücadeleydi, bu dirençti.

Bu yüzden; bugün Libya’dan Suriye’ye, Orta Afrika’dan Güney Asya’ya uzanan Türkiye etkisi, bu mücadelenin cepheleridir. 1. Dünya Savaşı’nın, Osmanlı’yı dağıtmanın hesaplaşmasıdır. Coğrafyada yeni bir diriliş dalgasıdır.

27 Mayıs, 12 Eylül, 28 Şubat, 15 Temmuz…Hepsi bir dış müdahaledir.

Artık bir Demokrasi Adası olarak yeniden dizayn edilen, uluslararası kongre ve zirveler için hazırlanan Yassıada, bugüne kadar “iç işgal” sembolüydü. Bugünden sonra demokrasinin, barışın, dayanışmanın, “bir daha asla” düşüncesinin sembolü olacak.

Yakın tarihimizde yaşananlar, darbeler, müdahaleler sadece Türkiye “iç iktidar kavgaları”na sıkıştırılamaz. Her darbe bir dış müdahaledir.

Menderes ve arkadaşlarını idam ettiren 27 Mayıs darbesi, 12 Eylül darbesi, 28 Şubat müdahalesi, 15 Temmuz saldırısı.. Hepsi bir dış müdahaleydi. Hepsi Türkiye’yi kontrol altında tutma, vesayet altında tutma müdahaleleriydi.

İsrail’e tekmil veren generalden ‘Menderes’in akıbeti’ diyenlere!

28 Şubat döneminde İsrail’e tekmil veren generaller gördük.

Gezi olaylarında İstanbul sokaklarında terör yöneten Batılı istihbarat elemanları gördük.

15 Temmuz’da Meclis’imizi, insanlarımızı bombalayan vatan hainlerinin ABD istihbaratı tarafından nasıl yönetildiğini gördük.

Bu ülkenin Cumhurbaşkanı’nı kaçırıp öldürmek isteyenlerin kimlerden emir aldıklarını gördük.

Şimdilerde yeniden 27 Mayıs diyenleri, Menderes hatırlatması yapanları görüyoruz. Onların da kimlerden talimat aldıklarını görüyoruz.

Türkiye’yi ‘üçüncü kez’ durduramayacaksınız!

Türkiye’yi ilkin Menderes’i idam ederek durdurdular.

Özal’ın ölümüyle ikinci kez durdurdular.

15 Temmuz’da, Erdoğan’ı devirerek üçüncü kez durdurmaya çalıştılar. Başaramadılar, yeniden denemek istiyorlar.

1071 Malazgirt’ten beri coğrafyanın her köşesinde, Türkiye’nin her karış toprağında, Ankara’da, çarpışa çarpışa, mücadele ede ede, direne direne bugünlere geldik.

İşte şimdi, bir imparatorluğu tarihe gömenler, bir kez daha “Türkiye’yi durdurmaya” çalışıyorlar. Yine coğrafyanın her köşesinden vuruyorlar, yine içeriden, Ankara’dan vuruyorlar.

“Türkiye Ekseni” bu: Korkaklarla yiğitlerin, vatanseverle ihanetin…

Batı başkentlerinden, Ortadoğu bağnaz rejimlerinden, içeride sistemin içinden, CHP ve terör örgütleri üzerinden vurmaya çalışıyorlar.

1. Dünya Savaşı’nda Osmanlı’yı yok edenler, bölgemizdeki ortaklarıyla cepheler kuranlar bugün yine dışarıdan vuruyor, bölgemizden ortaklar buluyor, içeride cepheler kuruyor.

Hesap aynı, yöntem aynı, amaç aynı. Yerli olanla olmayanın, vatanseverle vatan hainlerinin, özgür Türkiye isteyenlerle vesayetçi kadroların, korkaklarla yiğitlerin mücadelesi bu.

Bir “Türkiye Ekseni” direnişi bu.

İnönü’cü, cuntacı damar, terörle ortaklık yapıyor..

CHP bugüne kadar asla Atatürkçü değil, bir İnönü’cü, cuntacı damardı. Bugünlerde bunu bir adım ileri götürdü. Artık terör örgütleri ile ortak hareket ediyor.

15 Temmuz’da FETÖ ile dayanışma içine girdi. Şimdi PKK ile ortak çalışıyor. DHKP-C gibi terör örgütleri zaten CHP’nin içinde.

Askerlerimiz, vatan evlatlarımız, Anadolu çocukları coğrafyanın her yerinde, Anadolu’nun her köşesinde şehit oldu. Siyasi öncüler, Türkiye’yi yüceltmeye çalışanlar ise, bir başka şehitler halkasını oluşturuyor.

Menderes ve arkadaşları idam edildi, Turgut Özal’ın, Alparslan Türkeş’in, Muhsin Yazıcıoğlu’nun ölümleriyle ilgili derin sorular hâlâ cevap bulmadı. Siyasi tarihimiz cinayetlerle, suikastlarla, idamlarla dolu.

İşte bu hesap, hiçbir zaman bir iç iktidar kavgasıyla sınırlı değildi.

Dünya, bir küresel gücün yükselişine tanık oluyor. Siz de öğreneceksiniz…

CHP’nin, FETÖ’nün, PKK’nın, onlarla birlikte hareket eden terör örgütlerinin, Erdoğan’ı yok etme planları Batı başkentlerinde pişirilip onlar üzerinden servis ediliyor.

Ama onların tanıdığı, bildiği Türkiye yok artık. Umutları yine suya düşecek. Çünkü bu ülke, artık onların patronlarıyla hesaplaşıyor, birçoğundan çok daha güçlü.

Tarih değişti. Kaybettiler. Yanlış sayfada kaldılar.

Bu ülke bir daha 27 Mayıs yaşamayacak.

Bir daha 15 Temmuz yaşamayacak.

Bir daha vesayet altına alınamayacak.

Çünkü bir küresel gücün yükselişine tanık oluyor dünya.

Devamını Oku

TARİH BÖYLE YAZILIR

TARİH BÖYLE YAZILIR
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Türkiye’nin Libya operasyonu, Akdeniz’deki bütün güç haritalarını değiştirdi. Daha da değiştirecek. Türkiye, yeni ve etkili bir Akdeniz gücü olarak öne çıktı.

“Yeni Yükseliş Dönemi”nin, salgın sonrasının en ciddi sürprizi Libya ve Akdeniz’de Türkiye tarafından inşa ediliyor.

ABD ve Avrupa devletleri, İsrail ve bölge ülkeleri Akdeniz ve çevresindeki hesapları yeniden yapmak zorunda kalacak.

1. Dünya Savaşı ve Osmanlı’nın dağıtılmasından bu yana ilk kez böyle bir şey oluyor.

Bugün Libya üzerinde, Akdeniz’de kendini hissettiren bu jeopolitik akıl, yakında bütün coğrafyada derinden hissedilir olacak. Ve bu başladı bile..

Türkiye’nin jeopolitik aklı Akdeniz kıyIlarını yokladı

Basra Körfezi’nden Kuzey Afrika ve Kızıldeniz’e, Balkanlar’dan Kafkaslar ve Orta Asya’ya kadar, Türk jeopolitik güç ekseni kendini hissettiriyor artık.

Fransa, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE), Suudi Arabistan, Mısır ve İsrail’in; “Bir terör baronunu Libya’ya diktatör atama ve bu ülkeyi yağmalamaya, üç parçaya bölmeye” dönük projesi Türkiye tarafından bozuldu.

Yüz milyonlarca dolarlık silah yardımları, Sudan ve Afrika’dan taşınan paralı askerler, bölgeye sevk edilen terör örgütleri, Sırbistan ve Avrupa’dan getirilen gangsterler, Rus ve birçok ülkeden şirketlere bağlı silahlı güçler Türkiye’nin dirayetine ve gücüne çarpıp orada kalıyor.

Türkiye hepsini şaşkına çevirdi

Libya’nın doğusunu ele geçiren, batısına yönelip başkent Trablus önlerine kadar gelen Hafter Terör Örgütü ve arkasındaki ülkeler, Türkiye’nin son derece akıllı askeri planlamasıyla şaşkına döndü.

SİHA’lar üzerinden Suriye’de şaşırtıcı bir müdahale örneği sergileyen Türkiye, bunu ikinci kez, çok daha etkili biçimde Libya’da denedi, deniyor.

Hafter ve ortaklarının hava gücü imha edildi. Sevkiyat ve lojistik imkânı ortadan kaldırıldı. Watiye askeri üssü ele geçirildi ve Hafter’in ülkenin batısındaki etkisi kırıldı.

Pantsir’lerin hezimeti. Türkiye, dünyaya yeni savaş yöntemi öğretiyor.

BAE’nin Rusya’dan alıp Hafter’e verdiği Pantsir-S1 hava savunma sistemleri teker teker temizlendi. On günde, her biri 14.7 milyon dolar değerinde 15 Pantsir yok edildi. Rusya’nın havalı silâhlarından biri, Libya’da Türk SİHA’ları ile avlanıyordu.

Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) dünya savaş tarihine yeni nesil savaş yöntemleri öğretiyor, geleceğin savaş modellerini sergiliyordu.

Milli Mutabakat Hükümeti’ne (UMH), Libya hükümetine bağlı askeri güçler, ülkenin batısında ve güneyindeki şehir ve kasabaları bir bir ele geçirdi ve doğuya yöneldi. Hafter saldırı yerine savunmaya geçti.

Rus Mig’leri Libya’da Türkiye’yi mi vuracak?

BAE ve Hafter’in arkasındaki güçler paniğe kapıldı. Böyle bir hesabı asla öngörememişlerdi. Zaman kazanmak ve hazırlık yapmak için ateşkes istediler. Tabii kimse umursamadı. Şimdi aynı güçler ülkenin doğusunu ellerinde tutabilmek için planlar yapıyor.

BAE, bütün ülkelerden örtülü silah topluyor, ülkeye taşıyor. Rusya, Suriye’deki askeri üssünden sekiz adet savaş uçağını Hafter’e gönderdi.

Meşru hedefimiz olur: Bu cevap Hafter’in patronlarına verildi.

Terör baronu, buradan cesaret alarak, “Türkiye’ye karşı Libya tarihinin en büyük hava saldırısını yapacağız” açıklaması yaptı.

Türkiye ise (Dışişleri Bakanlığı) “Libya’daki çıkarlarımız hedef alınırsa Hafter’i meşru hedef olarak göreceğiz” açıklamasıyla cevap verdi. Bu cevap Hafter’e değil, BAE, S. Arabistan, Mısır, Fransa ve Rusya’ya verildi.

Akdeniz’de, Libya açıklarında bulunan savaş gemilerimiz başkent Trablus’a yaklaşıp orayı korumaya aldı.

Pantsir’lerin temizlenmesi başka bir operasyonun habercisi. Hafter hava saldırısı derken, Rusya’nın gönderdiği uçakları da ateşe attığının farkında değil. Ama Rusya lideri Putin’in bunu anlaması gerekiyor.

Operasyonda ikinci aşama: Hafter’in karargâhını vurmak…

Türkiye, yeni tür hava operasyonlarına başlayabilir. Bu da Libya’da operasyonun ikinci aşamasına geçilmesi demektir. İkinci aşama Hafter ve Libya’nın doğusu, Bingazi ve Tobruk olacaktır.

Libya’daki kaynaklar, BAE ve Hafter, Türkiye’yi hedef alan hava saldırılarına hazırlanırken Türkiye’nin Hafter’in karargâhını vurabileceğini söylüyor.

Türkiye’nin son hazırlıkları, muhtemelen büyük hava operasyonlarına hazırlık oluşturuyordu. Yani Türkiye hem havadan hem denizden Hafter’e yönelik saldırılara asıl bundan sonra başlayacak.

Onlar atıp tutarken Hafter’in karargâhına düşecek bombalar, Akdeniz’e kıyısı olan bütün ülkelerden hissedilebilir.

Türkiye’nin nükleer şok dalgası gibi bir silahı var.

Türkiye, kuruluşundan bu yana ilk kez dünya gücü oldu. Bölgesindeki en büyük, dünyanın en büyüklerinden askeri güç haline geldi.

Ama Türkiye’nin çok daha büyük silahları var: Coğrafya aklı, tarih hafızası, jeopolitik hesapları. Bunlar bir araya geldiğinde bir nükleer şok dalgası gibi, bütün coğrafyada hesapları altüst edecektir.

İşte Libya’da bunun örneklerini görüyoruz.

1. Dünya Savaşı’ndan bu yana ilk kez yerli bir coğrafya tezi ortaya konuluyor. Bu, küresel ve bölgesel ölçekte bütün işgal, iç savaş, sömürge, vesayet projelerini gömecek kadar güçlü bir siyasi dildir. Bölgemizdeki bütün ülkeler için bir örnektir bu.

CHP-PKK ortaklığını kim, neden harekete geçirdi?

Türkiye ne zaman, tarihi ve coğrafi derinliği olan, çok hassas operasyonlara girişse, “içeride” garip bir hareketlenme oluyor. CHP üzerinden bir takım toplumsal gerilim stratejileri servis ediliyor.

Libya’da tansiyon yükselince, Türkiye’nin başarısı dünyayı hareketlendirince yine CHP-HDP-PKK ortaklığı üzerinden, milletimizin kırmızı çizgisi camilerimiz üzerinden bir provokasyon denendi. Dikkatleri Libya’dan uzaklaştırmak, Türkiye etkisini sulandırmak amaçlı bu.

Yıllardır, “iç cephe”, “iç işgalci” kavramlarını kullanıyorum. Bu bir siyasi kimlik meselesi değil. Bu, dışarıdaki “Türkiye’yi durdurma” cephesinin içerideki uzantısı.

CHP-PKK ortaklığı en tehdit edici milli güvenlik meselesidir.

Devamını Oku

Yeni Düzenin Şer İttifakı

Yeni Düzenin Şer İttifakı
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Birkaç haftadır Libya’da çok önemli gelişmeler oluyor. “Türkiye etkisi” Libya’da bütün hesapları bozdu. Sadece Libya’da mı? Akdeniz’in tamamında; Doğu Akdeniz’de, Batı Akdeniz’de, Ege’de, doğalgaz pazarlıkları ve projesinde…

Libya’da olanlar bütün Akdeniz’de olanların, olacakların bir özetidir.

Libya’da kazanırsak bütün Akdeniz’de kazanacağız. Libya’da karşımızda olanlar bütün Akdeniz’de kaybedecek. Durum gerçekten de bu.

Türkiye’yi durdurmak: İçerideki cephe kimler adına kurşun sıkıyor?

Dolayısıyla Libya ve bölge ile ilgili, “içerideki cephe”ye çok dikkat edilmeli. Kimlerin silahını taşıdıklarına, kimler adına kurşun sıktıklarına çok dikkat edilmeli.

İçerideki ortaklığın, ittifakın bir iç politik mesele olmadığı, bir coğrafya meselesi olduğu, Türkiye’yi durdurmaya ayarlı bir yapılanma olduğu idrak edilmeli.

Bu yüzden, asla bir araya gelemeyecek siyasi çevreleri tek çatı altında topladılar. Siyasi partilerle terör örgütlerini aynı çatı altına soktular.

CHP’nin HDP’lileşmesi, İYİ Parti HDP-ilişkisi, bütün bunların PKK ile araya mesafe koyamaması bu yüzden. Birçoklarının “milli eksen” güç kazanınca başka adreslere yönelmeleri bu yüzden.

Artık savunma içeride değil, Sınırın sıfır noktasında değil, coğrafyanın tamamındadır. 

Libya’da bölgesel bir hesaplaşma var. Bu hesaplaşma aslında coğrafyanın tamamında, her köşesinde. Yakında daha da yaygınlaşacak. Türkiye’nin ayak sesleri daha da duyulacak.

Bundan sonra “içerideki cephe”nin sesi zayıflarken coğrafya ölçekli bir güç inşası daha da kendini hissettirecek.

Öyleyse Libya’da olanları, Libya’da Türkiye’nin karşısında oluşturulan ittifakı, Türkiye’nin verdiği mücadeleyi çok daha güçlü hissetmeliyiz.

Türkiye on yıllarca içeride mücadele verdi. Sonra yıllarca sınırlarının sıfır noktasında mücadele verdi. İşte şimdi o mücadele coğrafya mücadelesine döndü. Sınırlarımızın çok ötelerinde ortaklıklarla, dostluklarla bir coğrafya özgürlüğü ve onuruna döndü.

BAE, Suud, İsrail, İran Libya’da tek cephe oldu

Libya’da Türkiye’nin askeri desteği yerleştikçe terör baronu Hafter ve arkasındaki ülkelerin hesapları bir bir suya düşüyor. Daha dün Başkent Trablus’u almaya çalışanlar, şimdi sahip oldukları mevzileri koruyamaz hale getirildi.

Türkiye’nin özellikle SİHA’lar üzerinden, Hafter’in karargâhlarını, ikmal konvoylarını, askeri üslerini, hava savunma sistemlerini imha etmeye başlaması, Akdeniz’de gücünü hissettirmesi, Libya’da büyük bir hesabı bozmak üzere.

Kimlerin hesabını?

Birleşik Arap Emirlikleri (BAE), Suudi Arabistan, Mısır İsrail, İran, Rusya ve tabi ki Fransa’nın…

Hani İran-İsrail kavgası vardı? Hani Arap-İran kavgası vardı?

Nasıl bir araya geldiler?

Mesela Libya’da S. Arabistan ile İran’ı aynı cepheye kim soktu? Ya da İsrail ile İran aynı cephede nasıl yer aldı?

Hani İran-İsrail kavgası vardı? Hani Arap-İran kavgası vardı?

Suriye’den Libya’ya Şii milisleri kim taşıyor? Rusya mı, İran mı? İran SİHA’larını Libya’ya kim gönderiyor? Suudi, Mısır, BAE ve Sudan unsurlarıyla Şii milisleri tek cephede hangi irade topluyor? Ya da hangi ortak düşmanlık? Yemen’de İran-Suud çatışması yaşanırken bu ittifak ya da dayanışma kime karşı?

“Arap Bloku”nu Türkiye ile savaşa sokmak isteyen var.

Hani Arap Bloku İran’a karşı kurulmuştu? Hani S. Arabistan ve Körfez ülkeleri İran’a karşı savunma hazırlıkları yapıyordu?

Hani ABD ve İsrail, “İran Arap topraklarını istila edecek” diye bazı Arap ülkelerini korkutup istedikleri gibi harekete geçiriyordu? “İran tehdidi var” diye yüz milyarlarca dolar silah alıyorlar, bunları kime karşı kullanacaklar?

Türkiye’ye karşı mı? Evet, maalesef öyle…

Bir zamanlar Arap dünyası İsrail’e karşı seferberken şimdi Arap rejimlerini Türkiye’ye karşı seferber eden iradeye çok dikkat edilmeli. Şimdi bazı Arap ülkelerinin düşman ilan ettikleri İran’la birlikte Türkiye’ye karşı Libya’da beraber hareket ediyor oluşuna dikkat edilmeli.

Körfez dalgası: Libya’dan sonra, Tunus, Cezayir ve Fas karışacak. 

Mesele sadece Libya değil. Arap dünyası ikinci kez tanzim ediliyor. BAE’li Muhammed bin Zayed ve Suudi Muhammed bin Selman üzerinden yeni bir vesayet statükosu oluşturuluyor.

Bu ülkeler üzerinden bütün bölge yeniden dizayn ediliyor. Arap rejimleri kurulduktan sonra ikinci kez yeniden biçimlendiriliyor. Körfez ülkeleri üzerinden Sudan’da darbe yaptırılıyor. Libya’dan sonra Tunus’u işgal etmek ya da karıştırmak, ardından Cezayir ve Fas’a yönelmek istiyorlar.

Tunus, Cezayir ve Fas, Libya’dan sonra Körfez üzerinden gelen işgalci dalgaların kendilerine yöneleceğini, kendilerini bile koruyamayan Basra Körfezi ülkelerinin Arap dünyasını biçimlendirmek isteyeceğini, bunun yeni tür bir işgalci dalga olduğunu bilmeli. Bu yüzden savunma hatlarını şimdiden Libya’da kurmalı.

Türkiye sahaya girdi, hesapları sıfırlandı.. BAE paniğe kapıldı. 

Libya’yı bir talan alanına çevirdiler. Savaş suçu, terör suçu işliyor, egemen bir devleti yok etmeye, ülkeyi ikiye hatta üçe bölmeye çalışıyorlar..

BAE, S. Arabistan, Mısır, İsrail, İran, Suriye rejimi, Fransa ve Rusya, Hafter gibi bir terör baronunun arkasına gizlenmiş Libya’yı bölmeye çalışırken, Türkiye, BM’nin meşru hükümet olarak gördüğü Milli Mutabakat Hükümeti’ne (UMG) açık, net ve çok güçlü bir destek veriyor.

Hafter Terör Örgütü ve arkasındaki ülkeler, tam da başkent Trablus’a yaklaştığı anda birden işler tersine döndü. Hafter gerilemeye başladı. BAE panik halinde bütün dünyadan silah topluyor, paralı askerler topluyor, Ürdün üzerinden kirli bir trafiği harekete geçirerek Hafter’i kurtarmaya çalışıyor şimdi.

Muhammed Bin Zayed Libya’da ve Türkiye’de suikastlere girişebilir.

Afrika ülkelerinden helikopter, Çin ve Rusya’dan hava savunma sistemleri, silah karaborsasından tedarikler, Malta’dan askeri botlar, binlerce ton silah ve mühimmat uçakları, milyarlarca dolar para.. Korkunç bir trafik yönetiyor.

Bugünlerde bazı hazırlıkları savaştan çok suikast işaretleri de veriyor. Muhammed bin Zayed’in Libya yöneticilerine hatta Türkiye içinde bazı kişilere suikast girişimleri olabileceğini gözden ırak tutulmamalı.

Türkiye iklimi değiştirdi. Akdeniz haritası değişti. Peki, İsrail’in mesajı ne?

Ama ne yaparsa yapsın kaybedecek. Türkiye iklimi değiştirdi. Daha baskın askeri hareketlilikler de gelecek. İklim değişince ülkelerin pozisyonları da değişmeye başladı. NATO Genel Sekreterinin Cumhurbaşkanı Erdoğan ile görüşmesi, Libya Başbakanı Serrac’ı arayıp destek açıklaması bunun işareti.

İsrail’in, “Türkiye ile tam diplomatik ilişki ve Akdeniz enerji kaynaklarında işbirliği yapma” yönünde işaretler vermesi dikkat çekici. Türkiye-Libya anlaşması Akdeniz’in haritasını değiştirdi. Yakında Ege’de de benzer hareketlilikler olacak.

Zayed’i çok kötü bir son bekliyor

Libya’da BAE tezleri çökecek. Türkiye’nin tezleri Libya’yı bir arada tutacak. Bu ülke, özellikle de Bin Zayed, savaş suçu, terör trafiği, suikast girişimi ve planlaması, kara para operasyonları ile çok kötü bir sonla yüzleşecek.

Artık ülkemizi sınırlarımızın sıfır noktasında ya da Anadolu içlerinde savunma dönemi geçti. Artık Türkiye, önüne gelenin operasyon yaptığı bir ülke değil.

Artık bütün coğrafya savunma hattımız. Hem bizim hem coğrafyanın. “Türkiye’yi dışarıdan durdurma” tezleri çöktü. Hep birlikte içeriye yönelecekler. İçerideki cephe üzerinden iş yapmaya ağırlık verecekler. BAE ve Bin Zayed bile bunun için çalışıyor.

Ama bu da işe yaramaz.

Yine de biz, “içerideki cephe”nin aslında bir dış müdahale operasyonu olduğunu bilelim

Devamını Oku

Çerezler ile ilgili bilgi için Çerez Politikamızı ziyaret edebilirsiniz.