Mehmet AKBACAK
Tarih: 08.01.2022 11:03
İLERİCİ NE DEMEK GERİCİ NE DEMEK?
İLERİCİ NE DEMEK GERİCİ NE DEMEK?
CHP Grup Başkan Vekili Eczacı Özgür Özel’in Okul Öncesi Kuran Kursları ile ilgili demeci kamuoyunda büyük bir tepkiyle karşılandı. Meselenin esası ne? Önce ona bakalım isterseniz.
Diyanet İşleri Başkanlığı, 4-6 yaş arası okul öncesi çocuklara Kuran Kursu açılması için girişimde bulunmak istemiş. Gerekçe olarak da Müslümanlar çocuklarının Kuran’ı ve İslami bilgileri küçük yaşta öğrenmelerini diyanetten talep etmeleri. Bu uygulama isteyen veliler için geçerli olacak. Yoksa zorlama söz konusu değil. Çocukların başka yerlerde yetersiz kişilerden eğitim alacağına devletin resmi kurumundan eğitim alması kadar normal bir şey olamaz. Anayasada belirtildiği gibi herkes dini inanç ve ibadetlerini öğrenmede, uygulamada serbesttir. Laikliğin esası da budur. Peki ne oldu da bir haftadır bu konu tartışılıyor.
Özgür Özel; “Diyanet 4-6 yaş arasındaki çocuklar için Kuran Kursu için okul öncesi eğitim birimi kuruyor. Eğitim işi Diyanet’in mi, Milli Eğitimin mi? Ortaçağ zihniyetine yönelmenin, bunun kurumsallaştırmaya çalışmanın ne bu Cumhuriyet’e ne bu millete faydası var”. İşte tepkinin püf noktası; Diyanetin Kuran Kursu eğitimi vermesini Ortaçağ zihniyetiyle bağdaştırması. Çocuklara dini eğitimin verilmesine neden karşı çıkarız, neden bunu gerici zihniyetle eş tutarız. O zaman akla ilerici ne, gerici ne kavramlarını açmamız gerekiyor.
Tanzimat’la başlayan modernizm Osmanlı’da batıda yaşandığı gibi gelişmedi. Modernizmin kurucuları aydınlar ve burjuva sınıfıydı. Kime karşılar dı?. Düzenin egemeni olan Krala, Feodallere ve onların en büyük destekçisi Kiliseye..o Kilise’ki parayla Endülüjans satıyordu. Bizde ise ne burjuva sınıfı vardı, ne feodal beyler ve ne de ruhban sınıfı.. Bizde modernizm yukardan aşağıya doğru devlet eliyle uygulanmaya başladı. Genelde batı’yı taklit ederek modern olacağımız düşünüldü. II.Mahmut’tan itibaren başlayan bu uygulama Cumhuriyet’le kurumlaştı. Belki o günlerde başka çaremiz yoktu denilebilir. Fakat 21.yüzyılda hala toplumsal sorunlara o kalıpla yaklaşmanın kendisi bizatihi gericiliktir. Yıllarca gerici denilince yerli ve dini motifler öne çıkartıldı. Buna karşılık ilerici denilince Batı’nın yaşam biçimi ve değerleri ölçü olarak gösterildi. Bu yüzden toplum karpuz gibi ikiye bölünmüş oldu yıllar önce.. Gerçi bazıları bu bölünmeyi AK Parti’ye fatura etmeye çalışsalar da, temeli çok eskilerde atılmış olduğu apaçık, biraz tarih okursanız görürsünüz.
Artık günümüzde kimse kendini gizleyemez hale geldik. İlericiyim diyen tam bir faşist zihniyete sahipken (gerçek ilericileri tenzih ederim.) gerici diye tukaka edilen kişilere bakıyorsun tam bir demokrat ve ilerici. İlerici ve gericiyi ayıran çizgi tam net ve açık. “İnsana değer veren, etnik kimliğine, inancına, çok kültürlülüğe, farklı görüşlere ve emeğe saygı gösteren kişi ilericidir. Politik görüşü ne olursa olsun farketmez. Buna karşılık; doğruyu tekeline alan, kendi görüşünü her şeyden üstün tutan, çok kültürlülüğü ve farklı görüşleri topluma zarar verir diye karşı çıkarak zamanla toplumsal düşünce alanını çoraklaştıran anlayışlar tam bir gericilik zihniyetidir. Hiç utanmadan sıkılmadan rahatça şunu söyleyebiliyor. ‘Ben kırk yıl önce ne söyledimse şimdi de aynı yerdeyim’ Bunu da kasıla kasıla söylüyor. Bende içimden iyi halt ediyorsun diyorum. Maalesef siyasi görüşünü dini görüş haline getirmiş.
Yıllar önce sol siyasetin önemli isimlerinden birisinin sohbetinde bulundum. Şunu açıkça söylemekten beis duymuyorum. Eğer solcu yani ‘İlerici’ iseniz dinle diyanetle pek fazla işiniz olmaz. Olursa da mahallenizde dışlanır, yalnızlaştırılırsınız. Daha doğrusu ‘Gerici’ sıfatını yersiniz. İşte bu mantıkla ‘solcular’ siyaset yaptılar. Önemli isim dediğim kişi; Moskova’da İran’lı komünistlerin namaz kıldığını görünce şaşırmış. Sorularına aldığı cevap; inançlı olmak komünist olmaya engel teşkil etmez olmuş. Sonra neden ‘Solcu’lar bizim ülkede başarılı olamıyor sorusunun cevabı da ortaya çıkıveriyor. Nüfusun büyük çoğunluğunun Müslüman olduğu bir ülkede dini değerleri ve inançları gericilikle itham ederseniz halk sizin yanınızda niye olsun. Seçimler öncesinde Eyüp Sultan’da namaz kılanlar, dua edenler, Yasin okuyanlar, başörtüsü takıp poz verenlerden Özgür Özel’e tek bir söz söylediklerini işittiniz mi? Takiyye yapıyorlar diye suçla, en büyük takiyyeyi sen yap olacak mı iş? Artık halkın bu ikiyüzlülüklere karnı tok..
İLGİNÇ TESBİTLER
İBB’de işe alınan 557 kişinin terör örgütleriyle bağlantılı olduğu tesbit edilmiş.Temmuz 2021’de üç kişi tutuklanmış, iki kişi ev hapsine alınmış. İBB yetkilileri; bu kişilerin adli sicilleri temiz diyor. Yargılama süreci sona ermeden hiç kimseye sabıkalı denilemez. Yalnız mahkemesi devam eden, terör örgütlerinin illegal çalışmalarında yer almış, gözaltına alınmış kişilerin kamu kurumlarında istihdam edilmesi toplum açısından sakıncalıdır. İşe alınırken adli sicil kaydı yetmez, emniyetten de sorulması gerekiyor. Aslında yapılması gereken en kısa zamanda emniyetten gelen bilgilerle sakıncalı kişilerin iş akitleri fesh edilebilir. Sorunda ortadan kalkardı. O zaman akla seçimlerden önce bu gruplara söz verilmiş demek ki.. Bedel ödüyorlar.
HDP yönetimi CHP lideri Kılıçdaroğlu’yla görüştükten sonra Pervin Buldan ne diyor; “ Biz de yönetimde yer alacağız. Öyle tek başlarına çok bir şey yapmalarına fırsat vermeyeceğiz. Muhalefetin bir çok konuda karar vermesi gerekiyor. Bizden farklı görüşler ortaya koymak CHP’nin elini güçlendirmez”. Gerçi bu sözleri birkaç gün önce Kandil’in baronlarından birisi söylemişti. Pervin Buldan açıkça Millet İttifakı’nı tehdit ediyor. Yönetimde biz de olacağız ve bizim dışımızda karar alamazsınız diyor, diyor da HDP PKK’nın sözünden dışarı çıkabilir mi, çıkamaz. HDP’nin tüm yöneticileri Kandil’den belirleniyor, bunu açıkça söylediler. Bu işe klasik bir parti ittifakı olarak bakılamaz. Birkaç milyon oy için 85 milyon insanın geleceği tehlikeye atılamaz. Gerçek yurtsever ve sağduyulu insanlara büyük görevler düşüyor. Aman dikkat!
TANJU ÖZCAN YİNE GÜNDEMDE
Bolu Belediye Başkanı bir sürü parti liderinden daha fazla gündemde yer alabiliyor. İlk önceleri mültecilere verilen yardımları kesmesi, sonra su ve çevre tahsilatını artırması daha ilginci Bolu’da yaşayan yabancı uyrukluların evlenme ücretlerini artırması, tüp bebek konusunda yardım isteyen kadına karşı suluca yaklaşımı bayağı tartışıldı. En son CHP yönetimi tarafından disiplin kurulunca uyarı cezası verildi. Acımadı dercesine, Cumhurbaşkanlığı için parti yönetimine direktif vererek, yoksa bende aday olurum dedi. Vay canına Kılıçdaroğlu’da Demirelvari topla 100 bin oyu aday ol diye pişkince cevap verdi. Tabii bunları CHP’nin iç meselesi diye geçiştiremeyiz. Çünkü Ana Muhalefet’te yaşananlar ülkemizin siyasetine olumlu ve olumsuz yön verecektir.
Ayağının tozuyla Düzce’ye gelerek Belediye Başkanı Faruk Özlü hakkında ileri geri konuşması tepkiyle karşılandı. Aklı sıra Düzce’ye borç para vermek istemiş de, belediye meclisi parayı geri ödemezler diye önergesini kabul etmemişler. Düzce’yi borcunu ödemeyen, sözünü tutmayan bir yer diye söylerken yanındaki Düzcelilerin hiç rahatsız olmadıkları, aksine memnun oldukları gözlendi. Bu da işin başka bir garabeti.. Hani bir laf var ya; Şecaat arz ederken diye başlayan. Onuruna düşkün olan başkan verdiği önergeyi meclisi kabul etmediği takdirde ya istifa eder, ya da meclis başkanını istifaya çağırır. Faruk Özlü’nün Bakan oluşunun altında ezildiği için, bakanlığını gündeme getiriyor. Sayın Özlü’nün beğendiğim bir özelliği hakkında ipe sapa gelmez sataşmalara cevap vermiyor, iyi de ediyor. Kalın Sağlıcakla.
Orjinal Köşe Yazısına Git
— KÖŞE YAZISI SONU —