ÇÖZÜM SÜRECİNE FATURA ÇIKARTILAMAZ!
Türkiye kamuoyu ilk defa PKK’yı 1984’de Eruh ve Şemdinli’de yaptığı silahlı eylemle tanımış oldu. 2005 yılına kadar PKK eylemlerini artırarak bölge halkından da çeşitli nedenlerden dolayı destek görüyordu. 2005 yılı Ağustos ayında dönemin başbakanı sayın Recep Tayyip Erdoğan Diyarbakır’da yaptığı konuşmayla sorunun adını net bir şekilde koydu. PKK’nın yıllarca Kürt halkına tanınmayan demokratik haklarını savunuyorum gerekçesiyle terörünü haklı çıkartmaya çalışıyordu. Erdoğan PKK’nın elindeki bu silahı alarak, olayın Kürt sorunu olduğunun altını kalın çizgilerle çizdi. Bu sorunu daha çok demokrasi, daha çok vatandaşlık hukuku ve daha çok refahla çözeceğiz dedi. Kürt sorunu benim sorunum diyerek taşın altına elini koydu.
Bu tarihten itibaren; Kürtçe’nin her alanda konuşmasının sağlanması, gazete, dergi, radyo ve hatta devlet kanalı olarak Kürtçe yayın yapan TRT Kürdi’yi yayına sokması, mahkemelerde, resmi kurumlarda kürtçenin kullanılması gibi reformların hayata geçirilmesi ülkede büyük bir coşkuyla karşılandı. Gerçi karşı çıkanlar da yok değildi. Ve en önemli adım istihbarat kanalıyla görüşmeler yapılmaya başlandı. Maalesef Fetö’cüler basına sızdırarak görüşmeler akamete uğratıldı. Yine de karamsarlığa düşülmeden bu sefer açıktan İmralı’yla görüşmeler yapılmaya başlandı. Hatta yapılan görüşmelerden sonuç alınmaya başlanacağı sırada, araya hem içerden (Liberal ve Sol çevreler) hem de dışardan (AB,ABD,İRAN) gibi güçler çözüm sürecinin başarısız şekilde sonlanmasını sağladılar. Bunun en çarpıcı örneği Demirtaş’a ABD’de ve Brüksel’de yaptığı görüşmelerde; Öcalan 70 yaşına geldi, sen daha 40 yaşındasın bu hareketin lideri sen olabilirsin.” Deniliyor. Zaten 2015 seçimlerinde aynı Demirtaş Erdoğan için; “Asmayacağız, yargılayacağız” köprüleri tamamen attığını göstermiş oldu. O günlerde Çözüm Süreci’ne karşı çıkan güçler Demirtaş’ı allayıp, pullama işine girişmişlerdi, TV’lerde saz çaldırıyorlardı. Türkiye partisi olacağız diyordu, barajı geçmesi için CHP’den her evden bir oy istiyordu. % 13 oy almasına karşın hendek olaylarını başlattılar, iç savaş çağrıları yaptılar. Velhasıl kelam bölge tekrar kan gölüne döndü. Kobani olayını provoke ederek 54 kişinin ölümüne yol açan sokak çağrısı bardağı taşıran son damla oldu. İlginçtir, o dönemde bölgede görev yapan emniyet müdürleri ve askeri komutanların tamamı 15 Temmuz’dan sonra Fetö’den tutuklandılar. 15 Temmuz’dan sonra hem bölgede ve hem de K. Suriye’de yapılan operasyonlarla bilhassa içerde ve K.Suriye’de PKK’nın gücü yok edildi. Öyleki sokağa çıkıp PKK hakkında tek kelime edemeyen Kürtler Diyarbakır HDP İl Başkanlığı önünde 600 günü aşkın evlat nöbeti tutuyorlar. Fakat parlamentoda açık açık Türkiye’yi işgalci güç, PKK teröristlerini özgürlük savaşçısı olarak gördüklerini alenen söylemekten kaçınmadıklarını görmekteyiz. Son yerel seçimlerde gizli bir şekilde Millet İttifakı’yla yapılan pazarlıkla CHP’yi ve diğer muhalefet partilerini terör konusunda etkisizleştirdiler bir bakıma.. Bunları niye anlattım. PKK konusu artık basit bir terör örgütü veya Kürtlerin hakkını arayan bir örgüt olmadığı 15 Temmuz’dan bu yana açıkça ortaya çıkmıştır. ABD’nin K.Suriye’deki PKK’ya (PYD) binlerce ton tırlarla silah ve mühimmat vermesi, ABD ve AB’de terör örgütü olarak tanımlanmasına karşın her türlü desteğin devam ettirilmesi, 70 yıldan bu yana Stratejik ortağımız olduğunu söylediğimiz ABD son Gara katliamında bize inanmamış, PKK’ya sorayım diyerek terör örgütünün hamiliğini açıkça göstermiştir.
HDP KAPATILSIN MI, KAPTILMASIN MAK?
2010 Anayasa değişikliğinde siyasi partilerin kapatılmasını zorlaştıran maddenin oylanması sırasında CHP ve HDP (BDP) karşı oy vererek maddenin geçmesini engellediler. Bugüne kadar AK Parti HDP kapatılsın demedi, yalnız suç işleyen yöneticilerin ve milletvekillerinin yargılanmasını istediler. Hatta CHP ve İ.Y partililer; suçlu buluyorsanız kapatın diyerek terörle ilişkisini bilmiyorlarmış gibi davranarak iki yüzlü davranmaktan kaçınmadılar. Hatta PKK’nın ve HDP’nin bugün bu hale gelmesinin temel nedeni Çözüm Süreci’dir diyerek riyakarlığın daniskasını yapmaktan da geri durmadılar. Bir günden bir güne Millet İttifakı’nın ana partisi PKK’ya terör örgütü bile diyemiyor. Küçük ortağı da, bazen kahvaltıya davet ediyor, bazen de partinin eş başkanıyla yan yana durmaktan rahatsızlık duymuyor. Yargıtay Cumhuriyet Savcısı’nın hazırladığı iddianameyle HDP’nin kapatılması için dava açıldı. Ayrıca 687 kişinin siyasetten men edilmesi isteniyor. Dün PKK’nın siyasi temsilcisine bir çift kelam edemeyenler, bu gün ise siyasi parti kapatılamaz, demokrasiye aykırı, ABD, AB ne der, baskılarını artırırlar, dışarda itibarımız 5 para olur diye demokrasi havarisi kesiliyorlar.
Benim görüşüm; siyasi partinin kapatılması çözüm değil, biri kapanır biri açılır. Yalnız AB ne der, ABD ne der diye omurgasızlıktan vazgeçin. AB, ABD’ye; PKK’ya niye destek veriyorsunuz, bizim içişlerimize niçin karışıyorsunuz desenize. Hala eski Türkiye’nin var olduğunu zannediyorlar, alışmışlar vesayete.. Parti kapatılması yerine suç işleyenler yargılansın, siyasetten men edilsinler, kurulacak parti için de aynı titizlik gösterilsin. Çözüm sürecini yaşamasaydık, HDP’nin kapatılması için dava açıldığı zaman başta Diyarbakır ve tüm bölgede halk sokaklarda olurdu. Çözüm süreci sayesinde Kürt halkı barış içinde yaşamanın tadına vardı. PKK’ya destek vermedi, bundan sonrada vermeyecektir.
KILIÇDAROĞLU’NUN DEMİRTAŞ SEVGİSİ
Demirtaş için hazırlanan iddianame için bakınız Kılıçdaroğlu ne diyor; “Bu tür iddiaları Selahattin Demirtaş alacak, göğsüne şeref madalyası olarak takacaktır.” Peki aynı Demirtaş ne diyor; “HDP için bizim başarımız, HDP’nin başarısı ki kendisinin, sayın Öcalan’ın çok önemsediği bir projedir. Kendisinin özellikle son 20 yılını adadığı bir projedir.” Ayrıca Kandil’deki terör baronlarıda muhalefetin demokrasi bloku oluşturmalarını istiyorlardı. Hatta Akşener için katil demeye kadar işi ileri götüren Eşbaşkan Pervin Buldan bakın kimlere sesleniyor. “PKK bir terör örgütü değildir. Biz sayın Öcalan’ın arkasındayız. Kandil’deki dostlarımız, kardeşlerimiz, yoldaşlarımız, Sayın (Murat) Karayılan, Sayın (Cemil) Bayık,Sayın Sabri) Ok, Sayın Ronahi, Serhat ve Sülbüs Peri. Bu insanlar dağlarda, Hakkari’nin çocukları dağlarda”…
CHP, İYİ Parti, SAADET Partisi, DEVA ve GELECEK Partisi bunlarla mı berabersiniz, yoksa Türkiye’ylemi berabersiniz?. Kararınızı verin. Tercih sizin.. Kalın Sağlıcakla.