aytaç
Giyim dünyası
HAMLE
  • 28 Temmuz 2020, Salı 22:04
AliRıza

Ali Rıza

RİSALENİN DEĞERLENDİRİLMESİ

RİSALENİN DEĞERLENDİRİLMESİ

Şey Mustafa Çerkeşi risâlesinde İslam toplumunda tarih boyunca önemli bir problem teşkil eden şeriat-tasavvuf ilişkisi konusunu inceleyip bu konuyu açık ve net bir şekilde ortaya koymuştur. Bütün bunlar söz konusu risalenin oldukça rağbet görüp okunduğunu, tespit edebildiğimiz kadarıyla da sık aralıklarla baskısı yenilenmiş olduğunu göstermektedir.

Bizim esas aldığımız ve yayınlayacağımız matbu risale ise İstanbul Süleymaniye Kütüphanesi Zühdü Bey Ktp, nr, 558/2'de bulunan risaledir.

Risalenin orijinali 2014 yılında yayınlanan kitabımızda mevcuttur. O nedenle okuyucuya ağır geleceğini düşünerek burada yayınlamayacağım.

 

Şeyh Mustafa Çerkeşî Efendi bu risalesinde tasavvuf tarihi açısından dikkate değer önemli tespitlerde bulunur. Risalesinde şeriat âlimleri ile tarikat şeyhleri arasında geçen sözler ve birbirine uymayan hallerle hak ve hakikatin neden ibaret olduğunu açıklamaya çalışmıştır. Ona göre tarikat mensupları gönül ehli kişilerin ulaşmaya çalıştıkları tasavvuf yolu üç halden ibarettir. Bu haller, fiil, sıfat ve zât tecellileri (tecellî-i efâl, tecellî-i sıfat, tecellî-i zât) olarak tanımlanan üç halden ibarettir. Bu üç tecelliye mazhar olanlar zâhiren üç bâtıl fırka mensuplarına benzerler.

Fiil tecellisi sahipleri Cebriyye'ye insanların kendilerine has bir iradeye sahip olmadığını, zihnî ve amelî bütün fiillerinin ilâhî gücün zorlayıcı tesiriyle meydana geldiğini savunanlaryani insan amellerinde (davranışlarında) zorunludur diyenlere;

Sıfat tecellîsi sahipleri Hulûliyye'ye ilahi varlığın insan bedenine girdiğine inananlara;

Zât tecellîsi sahipleri, İttihâdiyye'ye (yaratanla yaratılanı aynı görme) mensuplarına benzer görünürler.

Fakat onlar insanın amellerinde zorunlu bulunması, ilahi varlığın insan bedenine girmesi ve Yaratanın yaratılanla aynı olması inancından uzak ve temizdirler. Sûfileri bu bâtıl fırka mensuplarından ayırt etmenin temel ölçüsü şeriât-ı Muhammediyyedir. Yani İslam dini ve esaslarıdır. Dinin kurallarından ayrılmamak şartıyla yukarıdaki üç hal ve makamın kendisi üzerinde tecellilerinden bahseden sûfinin sözleri ilâhi sır ve hikmetlerden ibarettir. Ondan meydana gelen olağanüstü hallere kerâmet denir. Fakat sûfinin kendi istek ve iradesiyle keramet göstermesi Allah ve Peygamber katında, mürşidler nazarında yerilmiş ve edebe uygun görülmemiştir. Eğer bir kimse dinin kuralları dışına çıkar, Allah'ın emir ve yasaklarına bağlılıktan ve O'nun kulluğu yolundan zerre kadar ayrılırsa kendisi Haktan sapmış ve sözleri inanç bozukluğuna yol açmış olur. Gösterdiği olağanüstü şey de sihir ve istidractır.

İstidrac; küfrü ve isyanı açık olan kimselerin elinden, kendi arzularına uygun olarak meydana gelen harika olaylardır. İslâm ıstılahında ise; bir insanın, günahını artırdıkça ve azgınlığını devam ettirdikçe Allah'ın (c.c.) ona, nimet kapılarını açması ve onu dünyada nice izzet, ikbal ve makamlara çıkarmasıdır. Bu kimse, bütün bu nimet ve ikballeri kendi kahramanlığına ve çalışmasına bağlar. Allah'a şükredip tevbe etmeyi ve alçak gönüllüğü unutur. Gurur ve kibrini artırır, kötülüklere daldıkça dalar. Günahları derece derece çoğalır. Çoğaldıkça da, derece derece Allahın gazabına yaklaşır. Nihayet Allah, (c.c.) ansızın onu yakalar ve şiddetli azaba uğratır.

 


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


PREPAFRİK
yukarı çık