aytaç
Giyim dünyası
HAMLE
  • 05 Ocak 2021, Salı 23:29
AliRıza

Ali Rıza

MENKİBELERE DEVAM 5

14-Pîr-i Sânî Hazretleri, önceleri bir mürşide bağlanarak İkinci isme kadar ondan faydalanmış. Fakat bu mürşid: "Senin kabiliyetin fazladır. Sen, Zoralı Mehmed Efendi'ye git" demiş. Mustafa Çerkeşî’de, kış mevsiminde hemen yola çıkmış. Çok engebeli olan Cumcalı mevkiinde kar fırtınasına tutularak yolu kay­bettiğinden, tehlike baş göstermiş. Bu halden haberdar olan merhum Zoravî, hanımına: "Bizim Deli, yo­lunu kaybetti. Bir çorba pişir de götüreyim" demiş. Şeyh Hazretleri'nin hanımı: "Bu kış ve kıyamette o­raya çorba nasıl gider?" cevabını verince, "Öyle ise sen çorbayı pişir, burada yesin" diyerek elini uzat­mış; Mustafa Çerkeşî’yi Cumcalı'dan Zora'ya getirmiş. Bağlılık gerçekleşerek mânevî eğitim ve ilerleme başlamış.

15-Pîr-i Sânî Hazretleri'nin vefatından bir süre sonra dergâh yıkılmış. Hayır, sahiplerinden olan Ka­dın Şah tarafından câmi yeniden yaptırılıp Hazret'in türbesi de onarılmış. Türbeyi onarma işini yapan kal­fa Hasan Usta (Çerkeş vaizi Bahri Bey’in kayınpederi.) ve arkadaşı, kabrin kenarlarındaki örülü tuğlalardan birkaçını açıp Hazret'in ayaklarına bakmak istemişler. O zaman postnişîn olan Hazret'in torunu Şeyh Hacı Hüseyin Efendi yanlarına gelerek: "Dedem evi sallıyor. Siz dedeme bir şey yapmak is­tiyorsunuz. Vazgeçin, size zarar gelir" demiş. Hasan Usta: "Bu engellemeye rağmen biz, üç sabah bu gi­rişimde bulunduk. Hacı Hüseyin Efendi yine gelip aynı şekilde bizi engelledi, biz de artık vazgeçtik. Ben bu sırada Hazret'i rüyamda gördüm. Gülerek, 'Beni rahatsız etmeyin, bana dokunmayın' dedi. Kısa boylu bir zâttır" diye başından geçenleri anlatmış. Bu yüce toplulukta, bu gibi haller pek çok görülür.

16-Pîr-i Sânî Hazretleri'ne vefât tarihi düşüren, "Âdem Kasîdesi" Sâhibi Âkif Paşa da, kendilerinin bağlılarındandır. Âkif Paşa'nın Dîvân'ında, vefâtları üzerine yazdıkları kasîde ile Pîr-i Sânî Hazretleri'ne olan birçok mektupları yer almaktadır, İstanbul’da o­turan Âkif Paşa, bir tarihte Pîrinin hastalandığını ve hastalığın devam ettiğini haber alır. Bunun üzerine, Hıristiyan olan kendi özel doktorunu Pîr’inin tedavisi için Çerkeş'e gönderir. Çerkeş'e varan doktor, der­gâhı bulup huzura girer. Hasta yatağına uzanmış olan Pîr-i Sânî Hazretleri Doktoru biraz ayakta bek­lettikten sonra ve henüz O'nun konuşmasına sıra gelmemişken, kendisine dönerek: "Paşa sizi burala­ra kadar yordu. Siz yolda iken ben hastalığıma da­nıştım. Hastalığım bana, 'Ben bunca zamandır sizin bünyenize yerleştim. Bünyeniz bana alıştı. Korkarım ki, ben gidersem daha tehlikeli olan başka bir has­talık tebelleş olacaktır' dedi. Ben de bu fikri uygun gördüm" buyururlar. Kendisinin nereden ve ne maksatla geldiğini, kim olduğunu henüz açıklamamış­ken Pîr-i Sânî Hazretleri'nin bu sözleri söylemesi üzerine; Âkif Paşa'nın (esasen kendisine hidayet tak­dir edilmiş olan) Hıristiyan Doktoru, Pîr-i Sânî Haz­retleri'nin ayaklarına kapanıp: "Âh Efendim! Demek ki, hasta ve tedaviye muhtaç olan ben imişim. Âkif Paşa beni buraya şifâ ve hidâyet bulmaya gönder­miş" diyerek Müslüman olur ve Pîr-i Sânî Hazretle­ri'nin hizmetine girer. Uzunca bir süre hizmet eden Doktor, bir vesile ile İstanbul'a gönderilir. Bir gün Âkif Paşa'nın konağına gider. Huzuruna çıkan sakallı ve Müslüman kıyafetli zâtı ilk bakışta tanıyamayan Pa­şa, konuşması üzerine doktorunu sesinden tanıyıp hayretler içinde kalarak: "Bunca zamandır neredesi­niz? İzinizi kaybettiniz. Ben sizi Pîr'imi tedaviye gön­dermiştim. Hiçbir haber vermemekle, beni uzun sü­re merakta bıraktınız. Bu hâl nedir?" der. Doktor da, olanları anlatarak: "Elhamdülillâh, sayenizde Müslü­man oldum, nura kavuştum" cevabını verir.

17-Pîr-i Sânî Hazretleri'nin torunu ve dergâhın postnişîni olup "Küçük Deli Şeyh" diye bilinen Şeyh Mehmed Efendi, oğlu Şeyh Hacı Hüseyin Şevki Efendi ve Çerkeş'in ileri gelenlerinden birçok kişi, hacc-ı ekber senesinde (arefenin Cuma gününe rastladığı bir senede) hac ibâdetini yerine getirmek için Hicaz'a giderler. Mekke'den Medine'ye varır­ken, Şeyh Mehmed Efendi koleraya tutularak Râbiğ'de vefât eder. Büyük bir üzüntüye kapılan oğlu Hacı Hüseyin Şevki Efendi, babasının yıkanıp kefenlenmesiyle meşgul olduktan sonra, Pîr-i Sânî Haz­retleri'nin Halifesinin Halifesi olup Râbiğ'de yatan meşhur Kuşadalı Şeyh İbrahim Efendi'nin türbesine gider. Vefât eden ve türbe sahibinin şeyhi şeyhinin torunu olan babasının türbe bahçesine gömülmesi­ne izin vermesini türbedardan ister. Türbedârın bu isteği geri çevirmesi üzerine, gurbet diyârında ba­basının naaşı ellerinde kaldığı için çok üzgün olan Şeyh Hacı Hüseyin Şevki Efendi, ümitsiz bir halde Türkiye'ye doğru yönelerek dedesi Pîr-i Sânî Hazretleri'ne râbıta edip rûhâniyyetlerine sığınır ve ağ­layarak bu hususta medet diler. Biraz sonra telaş ve heyecanla yanına koşan türbedar, işaret ve emir aldığını, babasının naaşının türbe bahçesinde en iyi yere gömüleceğini Şeyh Hacı Hüseyin Şevki Efendi'ye söyler. Şeyh Mehmed Efendi'nin cenazesi, o­raya defnolunur.

18-Çerkeşî Mustafa Efendi hazretlerinin mürîdlerinden olup, Tokat’ta ikâmet etmekte olan Cebbârzâde Süleymân Bey, azîz-i müşârünileyhi Tokat’a davet eder, davete icâbet eden Mustafa Çerkeşî Tokat’a ulaştıklarında bütün ahâlî karşılamaya çıkmışlar. Hatta on dakikalık yola kadar şal döşemişlerdir. Hz. Şeyh, gayet mahviyetperver olduğundan Çerkeş’teki dergâh pek harâb olduğunu ve hattâ binânın birçok yerleri iplerle bağlı bulunduğu halde kimseye bu bâbta teklîfte bulunmamış idi. Hz. Azîz’in Tokat’a azîmeti sırasında Süleymân Bey kâhyası vasıtasıyla tevsîan ve müceddeden derhâl bir binayı âlî vücûda getirmiş ve kimin tarafından yapıldığını kimseye bildirmemiş idi. Hz. Şeyh Çerkeş’e dönünce yeni binayı görünce hayrette kalmış ve fakat tereddüt etmeden ikamet eylemişlerdir. Hakîkat-ı hâli merak ederek kendilerinden sualde bulunanlara,“Cânım biz sormadık. Girip oturduk. Siz niye soruyorsunuz?” buyurmuşlar.

19-Mustafa Çerkeşî Efendi’nin hastalıkları kesb-i şiddet edince, tâcını Beypazarlı Ali Efendi hazretlerine ihsân buyurmuşlar. Beypazarlı, azîzinin huzûruna gidince, azîzinin kucağında yatmakta olan geyik yavrusu hemen firâr edince,“hâlâ adam olamamışım. Geyik bile beni adam yerine saymıyor, benden kaçıyor.” demiştir.

20- Evliyadan birisi haremi şerifte bulunuyordu. Bir ara çok acıktı. Hicr-i İsmail denilen yere gelerek dua etti. Allahü Teâlâ’nın bir ihsanı olarak hemen o anda orada yemek hazır oldu. O yemeği yiyip Allah’a şükretti. Bu birisi diye anlattığı hadise aslında kendi başından geçmiştir. O ise kendisini gizliyordu.


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


yukarı çık