aytaç
Giyim dünyası
  • 23 Ekim 2019, Çarşamba 15:50
AliRıza

Ali Rıza

BAŞKASI OLMA KENDİN OL

Karganın biri seke seke yürüyen güzel mi güzel bir keklik görmüş. Kekliğin güzel, cilveli ve alımlı yürüyüşüne hayran olmuş.

“Ben de onun gibi yürüyemez miyim?” diye iç geçirmiş.

Tek amacı keklik gibi olmakmış.

“Tıpkı keklik gibi yürümeyi mutlaka başarmalıyım.” Diyerek, kekliği seyretmeye başlamış.

Keklik bu durumdan rahatsız olmaya başlamış ve

– Ey siyah tüylü çirkin kuş, artık bezdirdin beni, ısrarla niçin takip ediyorsun?

Karga, kaba sesine tatlı bir tavır vermeye çalışarak:

– Sevgili sultanım, senin o zarif yürüyüşünü çok beğendim. Ben de senin gibi sekerek yürümek istiyorum. Ayıp değil ya, iyi şeylere öykünmek.

Keklik gevrek gevrek gülmüş:

-Ne kadar benzerse benzesin, hiçbir şey aslı gibi gerçek olamaz. Çaban boşunadır. Vazgeç.

Karga vazgeçer mi? Sürdürmüş davranışını.

Fakat ne yaptıysa bir türlü keklik gibi yürümeyi başaramamış. Başaramadığı gibi zavallı, kendi yürüyüş biçimini de unutup gitmiş. Herkese karşı gülünç bir duruma düşmüş. (Beydaba, Kelile ve Dimne’den)

Hikâyede geçtiği gibi karga, ne kartal gibi yükseklerde uçmayı, ne de keklik gibi sekmeyi becerebilmiş. En sonunda özentisinden dolayı çirkin bir mahlûk olup çıkmıştır.

İnsanlar yaşadıkları sürece birbirlerinden mutlaka bir şeyler öğrenirler, birbirlerinden etkilenirler. Taklit ederek öğrenmek basit bir öğrenme şeklidir. Örneğin çocuklar taklit ederek öğrenirler. Yani yaptığı bir davranışı bilinçli olarak yapmaz.

Asıl öğrenme şekli araştırarak öğrenme şeklidir. Diyelim ki ben, öğrenmem gereken herhangi bir bilgiyi niçin öğrenmeliyim? Neden bu davranışı yapmalıyım? Konunun mahiyeti nedir? Diye sorgulayarak, düşünerek, araştırarak öğrenme ve yaşama şeklidir.

Toplumlarda aynı bireyler gibidir. Bir millet, bir toplum ve bir medeniyet elbette ki başka milletlerden, toplumlardan ve medeniyetlerden etkilenecektir. Ancak o milleti, toplumu ve medeniyeti aynı şekilde, olduğu gibi taklit edemez. Bu genetik olarak ta mümkün değildir. Konuya ülkemiz açısından baktığımızda durum içler acısıdır.

Yozlaşmayı şiddetli bir şekilde dilimiz üzerinde görmekteyiz. İnternet kültürü, televizyon programları, şuursuz özentiler, televizyon sunucuların konuşmaları, milletimizin ve özelliklede gençlerimizin dilini yozlaştırarak yapay bir dilin oluşmasına sebep olmaktadır. Bugün, her cümlesinin başına “ya”(Ya hocam! Ya ne yapayım?) ekleyen, “şey” zamirini kullanmadan cümle üretemeyen, örneğin, mesela, farz edelim ki demek yerine “atıyorum, sıkıyorum” gibi ifadeleri kullanan bir nesil var maalesef. Özellikle de atıyorum kelimesi… Biz yetiştirdiğimiz çocuklarımıza ve gençlerimize önce atmayı öğretiyoruz. Çocukluk çağında atmayı öğrenen evlatlarımız yetişkinlik çağında atarak konuşmayı davranış haline getirmektedirler. Artık atmanın sonu yoktur. Öğretmenlerimiz anne ve babalarımız bu durumun farkında bile değiller. Sonra da diyoruz ki bize ne oldu böyle. Ne olacak atmayı öğrettik çocuklarımıza onlarda şimdi atıyorlar.

Öyle yetiştirdik ki çocuklarımızı, beğendiği bir şey karşısında “oha” diyor… İnsanlarımız birbirini uğurlarken “baay” tarzında, mânâ yoksulu çeviri cümleleriyle uğurluyor.

Özellikle gelir düzeyi yüksek semtlerde hatta okullarımızda bazı öğretmenlerimizin kullandığı argoyla karışık İngilizce-Türkçe arası bir dil, sırf farklılık ve dikkat çekmek için kullanılan sözcükler ne yazık ki dilimizdeki yozlaşmayı devam ettirmektedir. “Mersi canım”  ne demek, sayın öğretmenim? Şimdi “mersi” kelimesi Fransızca, “canım” kelimesi Türkçe. Hangi dili kullandık ya da bu şekilde konuşmakla batılı mı olduk? Kirletmeye ve kirlenmeye devam ediyoruz. Televizyonlardaki kalitesiz programlar da bu kirlenmeyi artıran en önemli faktörlerden biri…

Televizyon sunucularının şu ifadesi ne kadar da komik duruyor. “Şimdi spor haberlerine start veriyoruz.” Ne demek start veriyoruz. Cümleyi Türkçeye çevirelim. Şimdi spor haberlerine başladı veriyoruz. Ne kadar komik oldu değil mi? Daha bu konuda onlarca örnek verilebilir.

Caddelerimizdeki tabelalara bir bakalım. “Ekmekchi” saf temiz kalmış bir Anadolu kasabasında bile bir ekmek fırını bu ismi kullanıyor. Ne oluyor böyle bir isim kullanmakla gelirin daha fazla mı oluyor? Bir lokanta tabelası görüyorsunuz isimi Türkçe koymuş çok güzel tabeladaki ismin altına “since” yazıyor. Kardeşim senin lokantanda yemek yiyen insanlar İngiliz mi de since yazıyorsun, ne demek since?  Bir başkası “Dönerchi” yazmış tabelasına. Ne oldu yani şimdi, neyimiz değişti. Çağ mı atladık? Uzaya mı çıktık? Dünya çapında bir markamız mı oldu?

Bir gün öğretmen derse girer. Sekizinci sınıf öğrencileri olan Betül ile Esra kendi aralarında konuşmaya devam ederler.

-Mal nasılsın?

– İyiyim mal sen nasılsın?

– Ben de iyiyim mal…

Öğretmen dayanamaz ve öğrencilerin konuşmalarına müdahale eder.

– Nasıl konuşuyorsunuz çocuklar?

Öğrencilerin verdiği cevap ilginçtir.

– Ama öğretmenim biz böyle anlaşıyoruz.

Öğretmen cevap verir:

– Ben mallar ile ders işlemeye gelmedim.

Yozlaşmaya bakar mısınız? Allah diyor ki ben sizi yaratılmışların en üstünü, en şereflisi yarattım. Biz diyoruz ki Allah’ım biz bu üstünlüğü bu şerefi kabul etmiyoruz, biz malız.

Bütün bu olanlarla ilgili ne yapacağız veya neler yapabiliriz? Sadece gelişen olaylar karşısında bir durum tespiti ve şikâyet mi edeceğiz?  Elbette ki hayır. Başkası olmayacağız kendimiz olacağız. Öncelikli olarak kendi kültür ve medeniyetimizin farkına varacağız. Kendimize güveneceğiz. İnsanların bir birinden etkilendiği gibi kültür ve medeniyetlerin olumlu yanlarından ebette ki yaralanacağız ancak asla başka bir medeniyetin taklitçisi olmayacağız. Kanaatime göre muasır medeniyetlerin herhangi bir yönü yoktur. “İlim Çin’de de olsa alınız” veya “ilim müminin yitik malıdır” prensipleri bu durumun delilidir. İlimde fende kendimizi geliştirmek mecburiyetindeyiz. Teknolojiyi tüketen değil üreten olacağız. Teknolojiyi medeniyetimizle kültürümüzle üreteceğiz. Kendi sanat ve sanat anlayışımızı üreteceğiz. Milli sanat anlayışımız ve milli sanatçılarımız olacak. Dizi senaryolarını bu milletin dinine, kültürüne, geleneğine ve kahramanlıklarına uygun olarak yazacağız. Kendi modacılarımız olacak. Kılık kıyafet tarzımızı, inancımıza ve kültürümüze göre biz belirleyeceğiz. Dilimizi en güzel şekilde kullanacağız. Teknolojiyi üretip dilimizi dünya dili haline getireceğiz. Dinimizi batıl inanç ve hurafelerden uzaklaştırıp saf, duru, temiz kaynağından öğreneceğiz ve öğreteceğiz.


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


yukarı çık