aytaç
Giyim dünyası
  • 05 Kasım 2019, Salı 22:21
Ahmet AliCanbaz

Ahmet Ali Canbaz

Maziden esintiler (KÖYÜM KANLICA)

 1965-1980 ) yıllarında orta Kanlıca köyü (şimdi mahalle) o dönemin yaşam kesitlerinden bahsetmek istedim. Çoğu siyah, beyaz fotolar aldı beni o dönemin çocukluk gençlik hatıralarına götürdü.

 

"O yıllarda insanlar saf, temiz bozulmamış, daha samimi içten hakikatli kişilerdi." 

 

Türkiye'mizde İstenmeyen İhtilaller. kuyruklar. faili meçhuller olsa da, köyümüzde doğa daha güzel, insanlar da renkli, "olduğu gibi görünen, göründüğü gibi olan" riyasız insan topluluklarından oluşuyor, bir kaç istisnalar hariç kardeşçe bir arada yaşam sürdürebiliyorlardı.

 

Evet o zamanlar belki geçim daha zordu, ama dayanışma vardı. İnsanlar bir birine güveniyor. Kefilsiz, kefaletsiz, çek'siz senetsiz bir sözle birbirinin işlerini görebiliyorlardı.

 

Bu günün olduğu gibi kapital piyasa koşulları yoktu. İnsanlar ihtiyaçları doğrultusunda, dağda, bayırda, tarlada öf bile demeden üretiyorlardı. Malları bereketli, aşları tatlı ve insanların yüzünde gülümseme ve paylaşım eksik olmuyordu. 

 

Benim çocukluğumda hemen - hemen her ailenin mini bir bahçesi bu bahçede soğan, marul, tere hatta mısır bile yetişirdi. Her evde bir kaç tavuk veya süt hayvanı bulunurdu. şehirlerde yaşayan insanlar iş yerlerinden izin alarak bir iki aylığına köyüne reçberlik  yani güz işlerini bitirmeye gelirdi. Veya her aileden bir kişi bu işler için köyde bırakılırdı.

Şunu hemen belirteyim ki, toprağı az olanında, çok olanda herkes ekip biçmeye heves ederdi, harman bereketine inanırdı. 

 

Tarlalara ekilen buğday ve arpa, bunlardan elde ettiğimiz hasılat has gıdamız dı. Eğer bir aile reisi harmandan 100-150 kile bir unluk ve kayıtlık buğday ve arpa kaldırıldı mı, artık bir sene rahattı. Açıklamış olalım: (Bizim bir kile'miz 6 okka (8 kilo) buğday demektir.)
 

Diğer ihtiyaçlar teferruat tandı. Yağ ihtiyacını davarından ve ineğinden, keşini yine kendi hayvanlarından fasulyesini, patatesini, pancarını bahçesinden elde ederdi.

 

Bu günkü gibi sosyal medya etkisinde robotlaşan, ruhsuz, metalle'şen selamsız, sabahsız komşusunu tanımayan, Anne ve babalarını huzur evlerine bırakan bir yaşam tarzı yoktu. Şimdi içtiğimiz, yediğimiz, soluduğumuz her şey kanserojen. Bu gün benim köyümde bile bir kaç tane haricinde tavuk, ördek, gaz kalmamış. Ekmekler marketlerden hazır alınır duruma gelmiş, tarlalar, meralar bomboş. Şimdilerde yapılan görkemli evlerdeki tandırlar gösteriş olarak evleri süslemektedir.

 

Artık köylü köyünde köy yumurtası yemiyor, tereyağ yemiyor, hep hazır hep hazır...

"Oralar dada kaza hastahaneleri hınca hınç dolu."

 

Yine köyümün insanlarının çoğu okuma yazma bilmeseler de Dini bütün, Tarih, Coğrafya bilgileri yüksek avcılık, tarım, hayvancılık, terzilik, marangozluk, tamircilik, ayakkabı sayası gibi işlerde şehirlerle yarışır bilgileri vardı..

 

Rahmetlik babam çoban, işçi, çiftçi, memur bütün işlerde başarılı olmuş, elleri nasırlı kalbi ince bir insandı.Benim rahmetli anamın elinde ördüğü kilim, patik gibi el işlerini hala saklıyoruz. Kadınlarımız eşikte, beşikte bir kaç çocukla beraber üreten hünerli ve çalışkan kadınlardı..

 

Yine çocukluğumda bir bacağımın üzerinden Traktör ön tekeri geçmişti, rahmetlik "Kadir dede" ya Şafii bismillah diyerek zift'den yaptığı sargılarla iki haftada ayağa kaldırmış şifa bulmuştum. Allah'ıma hamd olsun o bacağım sağlıklı olarak hala beni taşıyor. buna benzer örnekleri çoğaltmak mümkün. Bugünkü tıp bilmem buna ne cevap verir. Hatta rahmetlik "küsmen dede" şekilli taşları toplar, bunların önemli olduğunu söylerdi. belki ilerde bilim buna da bir cevap verecektir..

 

Öğretmenler eli sopalı olsa da, saygı, sevgi hakim eğitim dahada güçlüydü. Bu gün inanın üniversite öğrencilerinin çoğu çarpım tablosunun içinden çıkamaz.

 

Ahmet Arıkan, Kapakcı lakaplı İsmail hoca, Mehmet kıvrak ve eşleri Meryem hoca. Cihat Akcay, Emine Gökhüseyin, Sabriye Kutver, Duayen Ali Sami ve diğerleri unutulmaz öğretmen değerlerimizdi. Bizim evde yemek yer, başka komşuda kahve içer, insana yukarıdan bakmazlardı.Tabi cami imamlarımızı ve ormancıları da unutmamak lazım..

 

Ya insanımız! Derin şakalar yapılır tadında bırakılırdı. Birde insanlar lakaplarıyla anılır, buna alınganlık gösteren olmazdı..

 

Şimdilerde genç neslin unuttuğu hala yaşayan sülalelerde vardır. bazı kabileler kendi içinde farklı isimlere de bölünmüştür. Bu isimlerin çoğu o dönemin gidişatına göre bireyler tarafından lakap olarak takılmış veya soy adından alınmıştır..

 

Canbaz'lar - Kıracı'lar - Hasan'gil - Mırtı'gil - Paşa'gil - Topuz'gil - Niyazi'gil - İren'gil - Kadir'gil - Mavu'gil - Havse'gil - Zalik'gil - Darbaz'gil - Cullu'lar - Cavuş'lar - Büsebe'gil - Cıyık'lar - Yağcı'ğil - Suna'gil - Numan'lar - Asiye'gil - Demirci'gil - Terzi'ğil - Hacı yaşarlar - Maraza'gil - Ferik'gil - Manfaat'lar - Ester'ler - Cavga'ğil - Mahinin yaşarlar - Karaveli'ler - Eğr'ler - Çip'ler - Uncu'lar - Mumcu'gil - Yahya'lar - Molla ömer'ler - Yakup'gil - Yonis'gil...

 

Bu isimleri dahada arttırmak mümkün. Her bir sülalenin kendine has meziyet güzellik ve özellikleri vardır. Bunları anlatmak benim boyumu aşar.

 

Ben o devirlerin ana, baba ve insanlarına mukaddes bireyler diyorum.Evlatlarına bir lokma ekmek yedirmek için yaz kış demeden her zorluğa göğüs germişlerdir. Allah cc onlara rahmet etsin, mekanları cennet olsun.

 

Ahmet Ali Canbaz 05.11.2019

 


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


yukarı çık