Reklamı Geç
Advert
Advert
Advert
FOTOĞRAF HER ŞEYİ İTİRAF EDİYOR!
MEHMET AKBACAK

FOTOĞRAF HER ŞEYİ İTİRAF EDİYOR!

Advert

FOTOĞRAF HER ŞEYİ İTİRAF EDİYOR!

İnsan ne kadar gizlemeye çalışsa da içinde nefret ve kin taşıyorsa yüzüne yansımasını engelleyemez. Psikologlarca incelenmesi gereken bir durum gerçekten; eğer nefret duyduğun kişi yanı başında veya aynı ortamda isen vay haline, çünkü içindeki nefret duygusu seni iliklerine kadar sarar sarmalar ki, hiçbir zaman olumlu şeyler düşünemezsin. Hatta o kişiye karşı nefretin arttıkça, onu yok etmek için elinden geleni yapmaya çalışırsın. Hatta doğru olduğuna inansan da ona zora sokacağını düşünerek olmadık yalanları peşi sıra sıralarsın. Söylediğin yalan, daha büyük yalanın habercisidir artık.

Maalesef Türkiye siyasetinde bu anlayış yıllardır devam ettirilmekte. Adnan Menderes için; öğrencileri kıyma makinesinden geçirip toz haline getirdiler yalanını söylemediler mi?. Doğrumuydu hayır ama hiç kimsede bunlar yalan demedi hatta bu yalanın üzerinde tepindiler. Sonunda darbeciler kazandı, demokrasi kaybetti, daha doğrusu halk kaybetti. Bu ülkede 40 yıla yakın siyaset yapan Erdoğan içinde yıllardır habire yalanlar üretiyorlar.Her yalan fos çıktıkça daha büyük yalan üretiliyor. Aslında kendileri de biliyorlar, amaç halkın nefret etmesini sağlamak. ABD’de Sarraf davası başlarken kamuoyunu ayağa kaldıran Man adası olayı gibi. Neden bunları yazdım derseniz, Mesut Yılmaz’ın oğlunun cenaze törenine katılan Erdoğan’ı görünce Kılıçdaroğlu’nun yüz ifadesine bakarmısınız. Psikologlar bu fotoğrafı analiz edeceklerdir gerçi; ben de sıradan bir vatandaş olarak bu fotoğraftan ürktüm. Çünkü bu kişi sıradan bir kişi değil, 12 milyon seçmenin oy verdiği partinin başkanı. Onun söylediği her yalanı 12 milyon kişi anında sahipleniyor ve çevresini de ikna etmeye çalışıyor. Sonradan hiçbir şey olmamış gibi yeni bir yalana kadar sessizliğe bürünüyorlar. Sayın Kılıçdaroğlu’nun yüz ifadesindeki korkuya bakarmısınız?.

Erdoğan; sen ne biçim adamsın yalan söylemeye utanmıyormusun demesinden korkuyor. Anlaşılan bu politika 2019 seçimlerine kadar devam edecek. PARKASIZ ERDOĞAN 1968-1969 yıllarında olacak İstanbul Üniversitesinin ana giriş kapısında devasa bir pankart asılıydı.Aklımda kalan “FİLİSTİN İŞGALİNE HAYIR” sözleriydi. Yine hatırlıyorum ülkenin dört bir yanında İsrail’i protesto eden gösteriler yapılıyordu. Aynı zamanda İsrail’i destekleyen ABD’ye karşı öfke büyüyordu.

Genelde o günlerde kamuoyunu hareketlendiren sol gençlikti. O günün hükümeti sade suya tirit hesabından demeçlerle işi geçiştiriyorlardı.

İşte Deniz Gezmiş o günlerin öğrenci liderlerinden birisiydi. Politikasını beğenirsin beğenmezsin Filistin davasına sahip çıkıyordu. 6.Eylül.1980 de Konya’da yapılan Kudüs mitingini de Milli Selamet partisi düzenlemişti. Yeşil bayrak açanları partili yöneticiler bile tanımamıştı.12 Eylülcüler darbe gerekçesi olarak kullandılar.O zaman yeşil bayrakları kimin astırdığı ortaya çıktı. Şimdi de KUDÜS bizim kırmızı çizgimizdir diyen Erdoğan Kudüs davasına İslam ülkelerini ayağa kaldırmaya çalışarak sahip çıkıyor.

 Milli futbolcu Rıdvan Dilmen’de geçmişi hatırlatarak Erdoğan’a parkasız Deniz Gezmiş diyerek Filistin’e Erdoğan’ın sahip çıktığını söylemesi her iki cenahta kıyametin kopmasına neden oldu. Bir yandan kendine ‘SOL’ diyen çevreler saldırırken, bir yandan da milliyetçi çevreler saldırmaya başladılar. Geçmişin sağcılarıyla, solcuları aynı politikanın iki elemanı oldukları açığa çıktı. Çünkü bu iki kutuplaşmacı anlayış, 12 Eylül’ün alt yapısının oluşmasında önemli rol oynadılar. Bırakın bütün bunları; bugün Deniz Gezmiş’e sahip çıktığını söyleyenler ABD politikalarının taşeronluğunu yapıyorlar. Deniz Gezmiş’e sahip çıkanlar idamlarındaki oylamada partilerinden kaç kişinin EVET oyu verdiğini biliyorlarmı.

Ayrıca ABD’ye, Nato’ya karşı çıkıp hiç şiddet hareketine bulaşmamış hatta yollarını onlardan ayıran kanser tedavisi için yurt dışına gönderilmeyen HARUN KARADENİZ’i kimler tanıyor, ondan bahsediyorlarmı ve daha nicelerinden. Ayrıca Ankara’da 7 TİP’li öğrencileri katleden ülkücüler vatansever oluyorda, solcu gençler vatan haini mi oluyor.Herkes biraz sağına soluna baksın da öyle konuşsun. Artık bunlar geçmişte kaldı, amacım bir yerleri taşlamak değil. Bu güne bakarsanız dünün sözde azılı solcularıyla, azılı sağcıları birlikteler.

Yıllarca GLADYO’yu gizlemek için Madımak’ı şeriatçılar yaktı diyenlerle şimdi kolkolalar. İçişleri bakanlığı zamanında 17.500 faili meçhul cinayetlerin işlendiği bakanla sözde Kürtlerin özgürlüğünü savunanlar birlikteler.Bunlara bir çift söz söylemeyenler Rıdvanı linç ederek günahlarından arınacaklarını mı zannediyorlar.O günahlar sizin peşinizi bırakmayacak ne bu dünyada,ne de öbür dünyada.. SAĞDA YOK SOLDA YOK Bu kavramlar sanayi devriminin ürettiği kavramlardı. Artık sanayi ötesi toplumların sorunlarını bu kavramlarla çözmek imkansız hale geldi. Onun için kim sağcı kim solcu kolay ayırt edilmiyor.Bu gün FETÖ’yü savunanlara nasıl solcu dersin, ABD’ye çıt çıkarmayıp sözde Kürtlerin özgürlüğünü ABD’yle birlikte sağlayacağını düşünenlere nasıl solcu dersin. Suriye’den savaş nedeniyle yurdumuza sığınanlara nefret duygularıyla yaklaşanlara nasıl solcu dersin. Türbanlı kızlarımızı görüp de onlara penguen diyerek, inanç özgürlüğünü hiçe sayanlara nasıl solcu dersin. DAEŞ’i Türkiye kurdu silahları tırlarla gönderdi deyip ülkemizi suçlayanlara, sonrada Alman hükümetinden madalya alanlara nasıl solcu diyeceksin. Buna karşılık yıllarca Nazım Hikmet vatan haini olarak vatandaşlıktan çıkarılmışken iadeyi itibarı sağlanarak vatandaşlığa kabul eden Erdoğan’a nasıl sağcı diyeceksin. Kürtçenin kamuda konuşulmasını yasaklayan maddenin kaldırılmasını sağlayana nasıl ‘milliyetçi’ diyeceksin. İşsizlik maaşını çıkartan, kadınların çalışma koşullarını iyileştiren kişiye nasıl ‘Şeriatçı’ diyeceksin. Engellilere, yaşlılara, ağır hasta olanlara sahip çıkanlara ne diyeceksin. Hırıstiyanların vakıf mallarını iade edenlere nasıl ‘Şeriatçı’ diyeceksin. Sorma; dün sağcı olarak nitelenenler bu gün ‘solcu’, dün solcu olarak nitelenenler sağcı olmuş. Avusturya’nın ırkçı partisi de İsrail’e destek veriyormuş.Demek ki bu politika küreselcilerin yeni politikası.Kalın Sağlıcakla.

DİĞER YAZILAR
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
objektiflik9     2017-12-24 Sayın Hocam, sonuçta şöyle bir tablo ortaya çıkıyor. "Siyasi güç" ve "ekonomik güce" ulaşmak isteyen insanlar, toplumlar, ülkeler, diğerlerinin değerli buldukları manevi değerlerini (din, milliyetçilik, insan hakları, demokrasi, özgürlük vb.) kullanarak bu hedeflerine ulaşmaya çalışıyorlar. Bu bağlamda, güncelde dini kullanmak etkiliyse onu yapıyorlar, özgürlük etkiliyse onu kullanıyorlar, demokrasiyi savunmak işlerine geliyorsa onu yapıyorlar. Ama bu değerler hepsi birer araç. Asıl Hedef: Güç.
objektiflik8     2017-12-24 Sayın Hocam, insanın ruhundaki "güce ulaşma" arzusu içgüdüsel karşı konulamaz bir dürtü. Güce ulaşmak için, insanlar ve toplumlar "istenilen istikamette yönetilmeleri" gerekir. Peki, insanlar ve toplumlar aptal mı ki yönetilsinler, onların kendi akılları yok mu? Kim kendini yönettirir ki? İşte bu durumu bilenler, insanları yönlendirmenin en etkili yolunun "onlar için değerli olan şeyleri" kullanmak olduğunu biliyorlar. Nedir bu değerli kavramlar: Din, milliyetçilik, vatan, demokrasi vb.
objektiflik7     2017-12-24 Sayın Hocam, yalnızca "din" ve "milliyetçilik" değerleri değil, maalesef neredeyse tüm insani değerler, yine insanlık tarafından, "güce ulaşmanın birer aracı" olarak kullanılmış ve kullanılıyor. Örneğin, insan hakları, özgürlük, demokrasi, globallik vb. hepsi insanlığın "güce ulaşma" hedefinin birer oyuncağı haline gelmişler. Amerika'nın, Irak'a "demokrasi getireceğim" diye girdiğini kimse unutmadı. Siz "özgür olmalısınız" diye desteklenen terörist grupları kimse unutmadı.
objektiflik6     2017-12-24 Sayın Hocam, insanların ve toplumlarım içgüdüsel olarak peşinden koştukları "güce ulaşma" arzusu maalesef insanlık adına ilginç sonuçlar ortaya çıkarmış. Örneğin, "güce ulaşmanın" en etkili aracı olarak "dini duyguları sömürme" ve "milliyetçilik duygularını sömürme" yüzyıllardır kullanılan en işe yarar yöntemler olarak karşımıza çıkıyor. Günümüzde bile güce ulaşmanın en etkili yöntemleri "dini duyguları" ve "milliyetçilik duygularını" kullanarak insanları ve toplumları manipüle etmek.
objektiflik5     2017-12-24 Sayın Hocam, yine çok güzel bir yazı yazmışsınız. Haklısınız, kavramların içerikleri çok değişti. Ama bazı şeyler yüzyıllardır asla değişmiyor. Bunlar insanın fıtratında olan şeyler. Örneğin "güce ulaşma arzusu". Bu "siyasi" veya "ekonomik" güç olabilir. Tarihte ve şimdi, önce insanların, sonra toplumların, sonra ülkelerin tek peşinde koştukları şey her zaman "güce ulaşma" olmuş. Bu açlık duygusu gibi içten, yaradılıştan gelen bir iç güdü. Ördeklerin doğar doğmaz yüzmeyi bilmesi gibi bir iç güdü
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
KURŞUNLU SÖĞÜTSEN'DE ÜRETİM DURDU. İŞÇİ FERYAT EDİYOR
KURŞUNLU SÖĞÜTSEN'DE ÜRETİM DURDU. İŞÇİ FERYAT EDİYOR "SESİMİ DUYAN VAR MI?"
HASAN PAŞA  ÇERKEŞ 2018
HASAN PAŞA ÇERKEŞ 2018