Reklamı Geç
Advert
Advert
Advert
Advert
KAFAMDA BİR TUHAFLIK
GÜNDEM ANALİZİ

KAFAMDA BİR TUHAFLIK

Advert

“Kafamda bir tuhaflık”geçimini sağlayabilmek için ömrü boyunca birden fazla iş yapmak zorunda olan “Bozacı Mevlüt”ün hikayesi.

Bir düğünde görüp gözlerine vurulduğu kız (Samiha) yerine biraz da aldatılarak, bu kızın pek de güzel olmayan ablasını (Rayiha) kaçırır, kısmetine razı olur, evlenir ve onunla çok mutlu olur.

Mevlüt’ün maceralarını ve hayatının dönemlerini okurken Türkiye’nin ve İstanbul’un dönüşümlerine de şahit oluruz. Köyden şehre göç, gecekondulaşma, sağ-sol mücadelesi, Alevilik- Sünnilik,  büyük şehirlerdeki hemşericilik, sokak satıcılarının evrimi gibi nice derin konu ince ince olayların içine yedirilerek bize sunulur.

Romanın anahtarı Mevlüt’ün arkadaşı Ferhat’ın dile getirdiği ve Mevlüt’ün de kafasında yer eden resmi görüş-şahsi görüş ayrımıdır. Sonradan bu ayrım kalbin niyeti ile dilin niyeti ayrımına dönüşerek Mevlüt’ü kısmet kavramının önüne getirir: “Kalbin niyetiyle dilin niyeti arasındaki köprü kısmet idi. İnsan bir şeye niyet edebilir, başka bir şeyi dile getirebilir, kısmeti bu ikisini birleştirebilirdi”  Aynı şekilde  romanın bütününde bir yandan resmi olaylar gerçekleşirken diğer yandan Mevlüt’ün şahsi hayatının bu olaylardan kısmeti ölçüsünde nasiplenerek şekillendiğini izleriz

Bu kitabı Orhan Pamuk’un diğer kitaplarından en çok “Benim Adım Kırmızı”ya yakın buldum. Yer yer “Kara Kitap” benzeri pasajlara da rastlanıyor ama bölüm içlerinde bölümün kahramanlarının birinci tekil şahıs ağzıyla olayları anlatması ve romanın kahramanlarından Samiha ile Şeküre’nin birbirine çok benzemesi ve babalarıyla kurdukları o güzel “baba-kız atmosferi” bana “Benim Adım Kırmızı”yı çağrıştırdı. Nitekim  Boynueğri Abdurrahman Efendi ile “Enişte” sosyal statü ve eğitim olarak birbirlerinden çok farklı olsalar bile “mutlu kız babası” olmaları hasebiyle bu çerçevede zikredilebilirler.

Romandaki en büyük yeniliklerden biri kitabın sonuna karakter dizini konulmuş olması. Karakterlerin romandaki yerleri sayfa sayfa tespit edilip indekslenmiş. Saatlerce belki de günlerce sürecek bir çalışmayla oluşturulduğu kesin. Daha önce hiçbir romanda böyle bir çalışma görmemiştim. Daha önce bir romanda denendiğinden de şüpheliyim.

Bir başka yenilik de benzer türde kitabın sonuna konulmuş olan “Kronoloji” Türkiye de gerçekleşen belli başlı olaylar (Örneğin askeri darbeler) ile kitabın kahramanları için önemli olaylar (Doğum, evlenme, ölüm,bıyık bırakma, müdür olma gibi) karışık bir şekilde ve kronolojik bir sıralamayla verilmiş. Tahmin ediyorum yazar bu romanı yazma sürecindeyken böyle bir kronolojiye ihtiyaç duydu.  Bireysel tercihleri ve mecburiyetleri etkileyen sosyal olayları göz önünde tutmak zorunda olduğu için böyle bir çalışma yaptı, romanı yazdı sonra da ufak bir eleme sonrasında bu kronolojiyi kitaba ekledi. Bu çalışmayı görünce benim içimde de aileme ait böyle bir kronoloji yapma isteği uyandı.

Kitapta insanların rakı içen ve içmeyen şeklinde sınıflandırılması ve bozada alkol olup olmadığı konusunu bir çok yerde gündeme getirmesi bana pek hoş görünmedi. Bu konuda gerçekçi olmayan cümlelere bile rastlamak mümkün. Örneğin“Yaşlandıkça hem camiye daha çok giden hem de daha çok rakı içenler gibi olmamıştı Mevlüt, az içiyordu.” Şahsen ben bunca yıldır yaşlandıkça hem içkisini hem de namazını artıran tek bir kişiye bile rastlamadım.

Romanı bitirdiğimde, yaşadığım 12 bin nüfuslu Çerkeş’te bu kitabı okumuş 12 kişi olup olmadığını merak ettim ve  Nobel edebiyat ödülünü kazanmış tek Türk olmasına rağmen Orhan Pamuk’un kitaplarına yeterince ilgi gösterilmediğini , eğer toplumumuz tarafından  ilgiyle okunmuş olsaydı siyasetin bu kadar gündemimizde olmayacağını ve edebiyatı tutkuyla seven insanlardan intihar bombacısı çıkmayacağını düşündüm.

Bu roman çok fazla emek verilerek hazırlanmış dehadan çok ter koktuğunu söylemek mümkün. Diğer Orhan Pamuk kitaplarını okuduğum gibi beğenerek, bitmesini istemeden ve heyecanla okudum. Kitabın sonuna geldiğimde de okuduğuma hiç pişman olmadım.

Ben de Orhan Pamuk’un bitirdiği gibi bitireyim :

“Şehre söylemek, duvarlara yazmak istediği şey şimdi aklına gelmişti işte. Bu hem resmi, hem şahsi görüşüydü; hem kalbinin hem de dilinin niyetiydi: "Ben bu alemde en çok Rayiha'yı sevdim," dedi Mevlut kendi kendine”

Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
ŞOK İTİRAF SİNSİCE KALLEŞÇE HUNHARCA BİZ ÖLDÜRDÜK
ŞOK İTİRAF SİNSİCE KALLEŞÇE HUNHARCA BİZ ÖLDÜRDÜK
FETÖ SANIĞI İFTİRACIYA DUR DE ÇANKIRI
FETÖ SANIĞI İFTİRACIYA DUR DE ÇANKIRI